Okul müdürü arayıp

Elif yeniden evdeyken ilk haftalar garip geçti. Aynı çatının altında yaşıyorduk ama sanki birbirimizi yeniden öğreniyorduk. Geceleri kabus görerek uyanıyordu. Bazen koridorda sessizce otururken buluyordum onu. Bir yere götürüleceğinden korkuyordu. Ben de korkuyordum. Bir sabah kahvaltı hazırlarken Elif mutfağa geldi ve uzun süre bana baktı. “Anne…” dedi tereddütle. “Efendim güzel kızım?” “Ben sana bir şey söylemedim çünkü üzülürsün sandım.” İçimde kötü bir his yükseldi. “Neyi?” “Beni alan aile… bana kötü davranmadı.” Başımı salladım. “Biliyorum.” “Ama onların evinde başka bir kız daha vardı.” Duraksadı. “Ve o kız bana çok benziyordu.” Elimdeki bardak kayıp tezgâha çarptı. “Neye benziyordu?” “Bana.” dedi sessizce. “Sanki ikizim gibi.” Kalbim sıkıştı. “Adı neydi?” “Ela.” O gece uyuyamadım. Ertesi sabah Elif okula gittikten sonra gizlice eski bakım merkezinin kayıtlarına tekrar baktım. Dosyaların arasında daha önce fark etmediğim ince bir evrak vardı. “Hasta Transfer Protokolü — Özel Program.” Altında iki isim yazıyordu. Elif Yılmaz. Ve… Ela Yılmaz. Nefesim kesildi. Hastaneye tekrar gittim. Bu kez Dr. Kemal beni görünce yüzünü kaçırdı. “Bana gerçeğin tamamını anlatmadınız,” dedim. Sessiz kaldı. Masaya dosyayı bıraktım. “O ikinci çocuk kim?” Doktor sandalyeye çöktü. “Bunu öğrenmemeniz gerekiyordu.” “Kim o?” Uzun süre sustu. Sonra yavaşça konuştu. “Elif aslında tek çocuk değildi.” Dünya başıma yıkıldı. “Doğum sırasında ikinci bebeğin öldüğü söylendi,” dedi. “Ama ölmedi.” Bacaklarım titredi. “Ne diyorsunuz siz?” “Kocanız… sadece Elif’i değil, diğer çocuğu da aldı.” “Hayır…” “Size ikinci bebeğin doğum sırasında öldüğünü söylediler çünkü ciddi sağlık sorunları vardı. Murat onun yük olacağını düşündü. Yıllarca bakım merkezlerinde kaldı.” Gözlerim doldu. “Benim… ikinci bir kızım mı vardı?” Doktor başını eğdi. “Ama işler kontrolden çıktı. Elif’i de aynı sisteme sokunca kayıtlar karıştı.” Kulaklarım uğulduyordu. “Ela şimdi nerede?” Doktor cevap vermedi. Tam o sırada telefonum çaldı. Melis arıyordu. Telefonu açar açmaz çığlık attı: “Ayşe! Hemen eve gel!” “Ne oldu?” “Elif yok!” Kanım dondu. Arabaya nasıl bindiğimi bile hatırlamıyorum. Eve vardığımda polisler çoktan gelmişti. Melis ağlıyordu. “Kapı açıktı,” dedi. “Sadece bir not bırakmış.” Notu titreyen ellerimle açtım. “Anne, Ela’yı bulmaya gidiyorum. Çünkü onlar hâlâ peşimizde.” Altında bir adres vardı. Şehir dışında eski bir bakım merkezi. Oraya vardığımda bina yıllardır terk edilmiş gibiydi. İçeri koştum. Koridorun sonunda Elif duruyordu. Ve yanında… Aynı yüz. Aynı gözler. Aynı kahverengi saçlar. İki kız bana aynı anda döndü. “Elif…” diye fısıldadım. Ama hangisine söylediğimi bilmiyordum. Çünkü ikisi de aynı anda cevap verdi: “Anne?” O an gerçek nihayet ortaya çıktı. Ben hiçbir zaman bir kızımı kaybetmemiştim. İkisini birden kaybetmiştim. Ve hangisinin yıllardır benimle yaşadığını artık bilmiyordum.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.