Okulda Bana Zorbalık Yapan Kişi

O günden sonra zaman hem çok hızlı hem de bir o kadar iyileştirici aktı. Okuldan çıktıktan hemen sonra, söz verdiğim gibi ameliyat parasının hastane hesabına geçişini bizzat onayladım. Mert’in finansal yapılandırma dosyasını da kendi ellerimle hazırladım. Bankacılık sektörü bana acımasız olmayı öğretmişti ama o sabah lise salonundaki o kürsü, adalet ile intikam arasındaki o ince çizgiyi bana yeniden hatırlatmıştı. İki hafta sonra, Deniz odama girip masama küçük bir not bıraktı. Üzerinde sadece bir hastane adı ve oda numarası yazıyordu. Gitmekle gitmemek arasında çok kısa bir an tereddüt ettim. İçimdeki o 16 yaşındaki Ceren, "Sen işini yaptın, gerisi senin meselen değil," diyordu. Ama o defteri tamamen kapatmak, o küçük kızı da tamamen iyileştirmek demekti. Takım elbisemin ceketini aldım ve hastaneye gittim. Pediatri servisinin koridoru sakin ve sessizdi. Kapısı yarı açık olan odadan içeri süzüldüğümde, Mert’i yatağın kenarındaki sandalyede uyuyakalmış bir halde buldum. Günlerdir gözünü kırpmadığı her halinden belliydi. Yatakta ise göğsünde bandajlar olan, upuzun kirpikli, dünya tatlısı bir kız çocuğu yatıyordu. Leyla. Ben içeri girerken Mert irkilerek uyandı. Beni gördüğünde gözlerindeki o mahcup ama minnettar ifadeyi kelimelerle tarif edemem. Yavaşça ayağa kalktı, odadan çıkıp koridora geçtik. "Ameliyat çok iyi geçti," dedi sesi sevinçten titreyerek. "Doktorlar tamamen iyileşeceğini söylüyor. Ceren... ben sana hayatım boyunca—" "Lütfen," diyerek sözünü kestim. "Teşekkür etmene gerek yok. Sözünü tuttun, ben de sözümü tuttum." Mert cebinden katlanmış bir kağıt çıkardı. Okul yönetiminin, onun konferanstaki konuşmasından sonra hazırladığı resmi yazıydı. "Okul müdürüyle görüştüm. Önümüzdeki aydan itibaren her çarşamba öğleden sonra gençlere yönelik rehberlik ve zorbalık farkındalık seminerlerine başlıyorum. Bunu sadece sözleşme gereği değil, gerçekten içimden geldiği için yapıyorum." Yüzümde yirmi yıl sonra ilk kez Mert’e karşı samimi bir gülümseme belirdi. "Bunu duymak güzel," dedim. Bankaya döndüğümde odamdaki büyük camdan dışarıya, şehrin koşturmacasına baktım. Yıllarca içimde taşıdığım o öfke ve aşağılanmışlık hissi, beni bu yüksek makama getiren yakıt olmuştu; doğruydu. Ama artık o yakıta ihtiyacım kalmamıştı. Başarımı geçmişin intikamı üzerine değil, kendi gücüm üzerine inşa etmeye hazırdım. Bir yıl sonra, Mert’in yapılandırma planının son ödeme gününde odamın kapısı tekrar çalındı. İçeriye bu kez bir yıl önceki o yıkılmış adam değil; dik duran, yüzüne renk gelmiş ve elinden tuttuğu neşeyle zıplayan küçük bir kızla Mert girdi. Mert son makbuzu masama bırakırken, Leyla elindeki küçük resim kağıdını bana uzattı. Kağıtta rengarenk boyanmış kocaman bir kalp ve yanında el ele tutuşan üç figür vardı. Altına eğri büğrü harflerle şöyle yazmıştı: *"Ceren Abla'ya, kalbimi iyileştirdiğin için teşekkür ederim."* Küçük kızın saçlarına baktım; örülüydü, tıpkı yirmi yıl önceki benimki gibi. Eğilip Leyla'ya sarıldım. O an, kafamın arkasındaki o görünmez yaranın, o sızlayan kel noktanın tamamen kapandığını, üzerinin sevgi ve gururla örtüldüğünü hissettim. Mert'le son kez el sıkıştık. Bu, geçmişin muhasebesinin bittiğinin resmi kanıtıydı. Onlar odadan çıkarken arkalarından baktım. Hayat bana bir zamanlar saçımı koparan adamın, gün gelip önümde diz çökeceğini göstermişti; ama asıl büyüklük, o diz çöken adamı ezmek değil, onun bir babaya dönüşmesine izin vermekti. Artık odalara sadece başım dik girmiyordum; kalbim de hafiflemişti.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.