Öldüğünü sandıkları çocuk bir saat sonra gözlerini açtığında

Evimin önünde duran siyah araçların sayısı her saniye artıyordu. Toz bulutları köy yolunu kaplamıştı. Pencereden baktığımda en az on araç saydım. Ardından kapılar açıldı. Siyah takım elbiseli adamlar birer birer dışarı çıkmaya başladı. Bazılarının kulaklarında telsiz vardı. Bazılarının belindeki silahlar açıkça görünüyordu. O anda boğazım kurudu. Doksan yıllık hayatım boyunca birçok şey görmüştüm. Kuraklık… Depremler… Ölümler… Ama geçmişimin beni bu şekilde bulacağını hiç düşünmemiştim. Arkamda duran zengin adam pencereye yaklaştı. Yüzündeki ifade değişmişti. Şaşkın görünüyordu. “Bunlar kim?” diye sordu. Cevap vermedim. Çünkü cevabı ben de tam olarak bilmiyordum. Tek bildiğim şey vardı. Bu adamlar benim için gelmişti. Kapıya sert bir yumruk vuruldu. Sonra bir tane daha. Ardından güçlü bir ses duyuldu. “Kapıyı açın!” Evdeki herkes donup kaldı. Kadın çocuğuna sarıldı. Adam bana döndü. “Hasan Dede… Bunları tanıyor musun?” İlk kez gözlerinin içine baktım. Ve sessizce başımı salladım. “Belki.” Adamın yüzü gerildi. “Belki mi?” Cevap veremedim. Çünkü tam o sırada yataktan hafif bir ses geldi. Hepimiz dönüp baktık. Küçük çocuk hareket etmişti. Parmakları kıpırdıyordu. Annesi ağlayarak yatağın yanına koştu. “Canım…” Çocuğun göz kapakları titredi. Sonra yavaşça açıldı. Bir saniye… İki saniye… Ve sonunda gözlerini tamamen açtı. Kadın çığlık atarak ağlamaya başladı. Babası olduğu yerde dondu kaldı. Az önce ölümün eşiğinde duran çocuk şimdi etrafına bakıyordu. “Neredeyim?” diye fısıldadı. Annesi onu öpmeye başladı. “İyisin oğlum… İyisin…” Adam gözlerini bana çevirdi. Hayatım boyunca unutamayacağım bir bakıştı bu. Şaşkınlık… İnançsızlık… Minnet… Hepsi aynı anda yüzüne yansımıştı. Fakat o duygusal an uzun sürmedi. Kapı tekrar yumruklandı. Bu kez çok daha sert. “Kapıyı hemen açın!” Yavaşça kapıya doğru yürüdüm. Her adımım geçmişe gidiyordu. Seksen yıl önceye… Kimsenin bilmediği günlere… Kapıyı açtığım anda bütün adamlar bana döndü. Aralarından yaşlı bir adam çıktı. Saçları griydi. Yüzü ciddi görünüyordu. Bana birkaç saniye baktı. Sonra gözleri büyüdü. “İnanamıyorum…” dedi. Ardından beklenmedik bir şey yaptı. Önümde diz çöktü. Bütün adamlar şaşkınlıkla ona baktı. Ben de öyle. Yaşlı adam titreyen sesiyle konuştu. “Yıllardır sizi arıyoruz.” Kalbim hızlandı. “Beni neden arıyorsunuz?” Adam gözlerini dolduran yaşları silmeye çalıştı. “Çünkü siz hayatımı kurtaran adamsınız.” Ev sessizliğe gömüldü. Ne dediğini anlamamıştım. Adam devam etti. “Yetmiş yıl önceydi… Ben küçük bir çocuktum. Dağlarda kaybolmuştum. Günlerce aç kaldım. Donmak üzereydim. Beni bulan kişi sizdiniz.” Birden her şey aklıma geldi. Karlı bir gece… Titreyen bir çocuk… Ateş başında geçirilen uzun saatler… Evet. Hatırlıyordum. Adam gözyaşlarını tutamıyordu. “Ben bugün Türkiye’nin en büyük sağlık vakıflarından birinin başkanıyım.” Arkamdaki zengin adam bir adım öne çıktı. Birden yüzü değişti. Sanki karşısındaki kişiyi tanımıştı. “Bir dakika…” dedi. “Profesör Kemal Arslan?” Yaşlı adam başını çevirdi. “Evet.” Bu kez şaşkınlık sırası bana gelmişti. Çünkü bu isim televizyonlarda sık sık duyuluyordu. Ülkenin en ünlü sağlık bilimcilerinden biriydi. Adam bana döndü. “Yıllardır sizi arıyorduk Hasan Dede.” “Neden?” “Çünkü o gece bana sadece hayat vermediniz.” Sesi titredi. “Bana bir amaç verdiniz.” Etrafındaki adamlara baktı. Sonra devam etti. “Sizden sonra doktor oldum. Araştırmacı oldum. Binlerce insanın tedavisine katkı sağladım. Ama sizi asla bulamadım.” Evde bulunan herkes nefesini tutmuştu. Profesör cebinden eski bir fotoğraf çıkardı. Fotoğraf sararmıştı. Kenarları yıpranmıştı. Fotoğrafta genç bir adam ve yanında küçük bir çocuk vardı. Genç adam bendim. Küçük çocuk ise oydu. Yıllar bir anda önümden geçti. Profesör bana yaklaştı. “Bugün tesadüfen sizin köyünüzden geçtiğimizi düşündük.” Sonra çocuğa baktı. “Fakat gördüklerimden sonra bunun tesadüf olmadığına inanıyorum.” Odadaki herkes sustu. Profesör yavaşça çocuğun yanına gitti. Ateşini kontrol etti. Nabzını ölçtü. Sonra bana döndü. “Bir saat önce ölüm sınırındaydı.” Başını salladı. “Şimdi tamamen stabil.” Kadın tekrar ağlamaya başladı. Bu kez korkudan değil. Mutluluktan. Profesör derin bir nefes aldı. “Hasan Dede… Bu köyde doktor var mı?” “Yok.” “Hemşire?” “Yok.” “Sağlık merkezi?” “Yok.” Sorular bitince odada ağır bir sessizlik oluştu. Profesör pencereye yöneldi. Köyün eski evlerine baktı. Tozlu sokaklara baktı. Dağlara baktı. Sonra bana döndü. Ve hayatımı değiştiren cümleyi söyledi. “Bu durum bugün sona erecek.” Kimse ne demek istediğini anlamadı. Ama ertesi sabah bütün ülke anlayacaktı. Çünkü güneş doğduğunda köyümüzün girişinde onlarca iş makinesi vardı.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.