ÖLMEK ÜZERE OLAN KARIM SON İSTEĞİ
Karım Jale ile otuz altı yıldır evliydik. Doktor, kanserin artık bütün vücuduna yayıldığını ve yapabilecekleri başka bir şey kalmadığını söylediğinde dünyam başıma yıkıldı. Hayatının son haftasında hastanedeki yatağının yanından neredeyse hiç ayrılmadım. Bir akşam elimi sımsıkı tuttu ve fısıldadı: “Bana bir konuda söz vermen gerekiyor.” Gözlerim dolu dolu ona baktım ve: “Ne istersen, sevgilim,” dedim. Jale derin bir nefes aldı ve şöyle dedi: “Nalan’ı bul. Ne olur onu bul. Onu gördüğünde her şeyi anlayacaksın. Bir de... beni şimdiden affet.” Neden Nalan’ı bulmam gerektiğini ve kendisini ne için affetmemi istediğini sormaya çalıştım. Fakat doktorlar dinlenmesi gerektiğini söyleyerek beni odadan çıkardı. Nalan benim ilk aşkımdı. İkimiz de yirmili yaşlarımızın başındaydık ve üniversitede tanışmıştık. Ona deliler gibi âşıktım. Hatta evlenme teklif etmiştim ama iş nedeniyle başka bir şehre taşınmam gerektiğinde teklifimi kabul etmemişti. Böylece yollarımız ayrılmıştı. Ölmek üzere olan karımın, yaklaşık kırk yıldır ne gördüğüm ne de haber aldığım eski sevgilimin adını söylemesi aklımın ucundan bile geçmezdi. Sonraki günlerde Jale’nin durumu daha da ağırlaştı. Üç gün sonra hayatını kaybetti. Paramparçaydım. Otuz altı yıl boyunca yanımda olan kadın olmadan hayatıma nasıl devam edeceğimi bilmiyordum. Onu tarifsiz biçimde özlüyordum. Ama haftalar geçtikçe son sözleri aklımdan çıkmamaya başladı. Neden Nalan’ı bulmamı istemişti? Yine de bu, karımın son arzusuydu ve ona söz vermiştim. Ne öğrenmek üzere olduğumu bilmeden sözümü tuttum. Sosyal medyada eski okul gruplarını araştırdıktan, tanıdık tanımadık onlarca kişiyi aradıktan sonra sonunda Nalan’ın izini buldum. Benden yaklaşık dört saat uzaklıktaki başka bir şehirde yaşıyordu. Bir hafta sonu sabahı arabaya binip yola çıktım. Evini bulduğumda uzun süre arabanın içinde oturdum. Kendi kendime burada ne yaptığımı soruyordum. Sonunda cesaretimi toplayıp kapıyı çaldım. Kapıyı açan kadını ilk bakışta tanıdım. Saçları ağarmış, yüzüne yılların izleri yerleşmişti. Ben de artık genç değildim ama karşımda duran kişinin Nalan olduğuna hiç şüphe yoktu. Kendimi tanıttım ve Jale’nin son günlerinde bana söylediklerini anlattım. Nalan başsağlığı diledi. Sonra yüzündeki ifade değişti. Derin bir nefes aldı ve: “Evet,” dedi. “Sanırım Jale’nin seni neden bana gönderdiğini biliyorum. Çünkü yıllar önce seni bulmak için gelmiştim. Ama karşıma sen değil, Jale çıktı.” Bir an sustu. Sonra gözlerimin içine bakıp devam etti: “Senin bilmediğin bir şey var. Sanırım Jale, bunca yıl sonra artık bu sırrı mezara götüremedi.” Kapıyı biraz daha açtı. “İçeri gel. Otursan iyi olur. Çünkü sana anlatacağım şey, yalnızca Jale hakkında bildiklerini değil… kendi geçmişin hakkında bildiğin her şeyi değiştirecek.” Nalan’ın bu sözleriyle birlikte boğazım düğümlendi. Kapının önünde birkaç saniye öylece kaldım. Sonra içeri girdim. Ev küçüktü ama sıcak görünüyordu. Duvarlarda eski aile fotoğrafları, kitaplarla dolu raflar ve pencerenin yanında büyükçe bir koltuk vardı. Nalan beni salona götürdü. Ellerim titriyordu. “Jale seni tanıyor muydu?” diye sordum. Nalan karşımdaki koltuğa oturdu. “Sandığından çok daha iyi tanıyordu.” Bu cevap içimi daha da huzursuz etti. “Ne demek istiyorsun?” Nalan bir süre konuşmadı. Sonra gözlerini pencereye çevirdi. “Sen şehirden ayrıldıktan yaklaşık iki ay sonra hamile olduğumu öğrendim.” Sanki biri göğsümün ortasına yumruk atmıştı. Nefesim kesildi. “Ne?” Nalan başını yavaşça salladı. “Evet. Çocuk sendendi.” Ayağa kalktım. Odanın içinde birkaç adım attım ama ayaklarımın altındaki zemin sanki hareket ediyordu. “Bu mümkün değil. Bana hiçbir şey söylemedin.” “Söylemeye çalıştım.” Döndüm. Nalan’ın gözleri dolmuştu. “Seni aradım. Eski adresine mektup gönderdim. Üniversitedeki arkadaşlarına ulaştım. Sonunda çalıştığın şirketi öğrendim. Bir gün de kalkıp seni bulmaya geldim.” Kalbim öyle hızlı atıyordu ki sesini duyabiliyordum. “Peki?” “Jale’yle orada karşılaştım.” O an zihnim yıllar öncesine gitti. Jale’yle tanıştığım ilk günlere. Ben yeni işe başlamıştım. Yalnızdım. Nalan’ın beni terk ettiğine inanıyordum. Jale aynı şirkette çalışıyordu. Bana yaklaşan, zor zamanımda yanımda olan oydu. Yaklaşık bir yıl sonra evlenmiştik. Nalan masanın üzerindeki ellerine baktı. “O zamanlar Jale’yi tanımıyordum. Resepsiyonda seni sordum. O da yanımıza geldi. Senin nişanlın olduğunu söyledi.” “Ben o zaman nişanlı değildim.” “Biliyorum.” Sesimdeki öfke yükselmişti. “Nalan, ne olduysa açıkça söyle.” Derin bir nefes aldı. “Ona hamile olduğumu söyledim. Seni görmem gerektiğini söyledim. Jale beni binanın karşısındaki kafeye götürdü.” Yutkundu. “Ve bana senin artık beni istemediğini söyledi.” İçim buz kesti. “Ne?” “Senin benimle ilgili konuştuğunu, geçmişi kapattığını ve yeni bir hayata başladığını söyledi. Hatta bebeğin senden olduğuna inanmayacağını da söylediğini anlattı.” “Ben böyle bir şey söylemedim!” Sesim evin içinde yankılandı. Nalan gözlerini kapattı. “Bunu şimdi biliyorum.” Başımı iki elimin arasına aldım. Kırk yıl boyunca Nalan’ın beni reddettiğini düşünmüştüm. O ise benim onu ve çocuğumuzu reddettiğime inanmıştı. “Peki neden gidip doğrudan beni bulmadın?” “Denedim.” Bu kez Nalan kalktı. Bir çekmeceyi açıp sararmış bir zarf çıkardı.