Onu 6 yaşındaki kızıyla birlikte bir bankta uyurken buldu
BÖLÜM 3 Elif bir gece gözaltında kaldı. Ertesi gün onu gördüğümde saçları dağınık, gözleri şişmiş, yüzü bembeyazdı. İçimde öyle bir öfke yükseldi ki kemiklerime kadar yaktı. Deniz Kaya hiç vakit kaybetmedi. Hastanedeki güvenlik kameralarından Elif’in o gün öğle saatlerinde hastaneye girdiğini ve akşamüstü çıktığını gösteren kayıtları buldu. Tam da sözde “evin etrafında dolaştığı” saatlerde. Ayrıca kayıt görevlisini de tanık olarak getirdi. Büşra’nın gösterdiği adam önce kendinden emindi. Ama hâkim ona aynı soruyu üç kez sorunca sesi düştü. —Şey… belki başka bir gündü. Hâkim dosyayı kapattı. —Elif Yılmaz serbest bırakılacaktır. Ayrıca yalan tanıklık şüphesiyle soruşturma açılmasına karar verilmiştir. Büşra tek kelime etmedi. Sanki o adam hiç var olmamış gibi dosyalarını topladı. Ama zarar çoktan verilmişti. Emir, Elif’in gözaltına alınmasını “tehlikeli anne” kanıtı olarak kullanıp acil velayet istedi. Son duruşma iki gün sonra yapıldı. Adliyeye girerken kalbim boğazımdaydı. Elif lacivert sade bir elbise giymişti. Saçını çocukluğundaki gibi ben düzelttim. —Başını eğme —dedim—. Sen suçlu değilsin. Salonda Emir, Büşra’nın yanında oturuyordu. Büşra kusursuz görünüyordu ama gözlerindeki öfke artık saklanamıyordu. Nihat ve Okan gelmemişti. Sonradan öğrendik: mali suç soruşturması başlamıştı ve hesapları dondurulmuştu. Hakim Selin Demir ciddi bir yüzle içeri girdi. Ne sıcaklık vardı ne de merhamet—sadece hukuk. Büşra başladı: —Sayın hâkim, müvekkilim düzenli geliri olan, evi ve ailesi güçlü bir babadır. Elif Yılmaz ise sokakta kalmış, gözaltına alınmış ve çocuğa istikrar sağlayamayacak durumdadır. Deniz ayağa kalktı. —Müvekkilim sokakta bırakılmıştır çünkü sahte belgelerle evinden edilmiştir. Gözaltı kararı ise daha önce çürütülmüş sahte bir ihbara dayanmaktadır. Davalının “istikrar” dediği şey ise şu anda mali suçlarla soruşturulan bir aile yapısından gelmektedir. Salon sessizliğe gömüldü. Deniz tüm delilleri sundu: hastane kayıtları, imza analizleri, Büşra’nın e-postaları, sahte belgeler, banka hareketleri, Defne’nin boşaltılan hesabı ve Zeynep’in ifadesi. Zeynep titreyerek içeri girdi ama net konuştu. —Büşra Hanım bana imzaları taklit ettirdi. Elif’i “dengesiz” gösterecek belgeler hazırlamamı söyledi. Yapmazsam işimi bitireceğini söyledi. Büşra ayağa fırladı. —Bu intikam dolu bir çalışanın yalanıdır! Hâkim soğuk bir sesle: —Oturun avukat hanım. Emir’in yüzü terlemeye başladı. Sıra ona geldiğinde kendini savunmaya çalıştı. —Ben sadece kızımı korumak istedim. Deniz hemen sordu: —Kimden korumak? Annesinden mi, yoksa yeni hayatınızı gören sevgilinizin “geçmiş” öğrenmesinden mi? Emir cevap veremedi. —Defne’yi yatılı okula göndermeyi planladığınız doğru mu? —Eğitim için bir seçenekti. —Yani sadece tatillerde görecekti, öyle mi? Hakim not aldı. Sonra Deniz, Emir’in sevgilisi Sena’ya attığı mesajları sundu: “Velayet işi bitince çocuk uzaklaşacak, biz sıfırdan başlayacağız.” Elif gözlerini kapattı. Elini tuttum. Büşra artık yenilmez görünmüyordu. Hakim karar için bir saatten fazla ara verdi. Kimse nefes alamıyordu. Geri döndüğünde sesi netti: —Bu mahkeme, Elif Yılmaz’ın ekonomik ve hukuki olarak kasıtlı şekilde mağdur edildiğine hükmetmiştir. Yaşadığı durum ihmal değil, Emir Yılmaz ve ailesi tarafından organize edilmiş bir kötüye kullanımdır. Elif sessizce ağlamaya başladı. —Velayet tamamen anneye verilecektir. Baba iki haftada bir gözetimli görüşme hakkına sahip olacaktır. Ayrıca taşınmazın devri, banka hesaplarının boşaltılması ve Büşra Demir’in hukuki ve etik sorumluluğu hakkında soruşturma açılmasına karar verilmiştir. Büşra kimseye bakmadan salonu terk etti. Emir olduğu yerde kaldı—ilk kez paranın onu kurtaramadığını anlamış gibiydi. Üç hafta sonra ev resmen Elif’in adına geri geçti. Nihat ve Okan mali suçlardan yargılanmaya başladı. Sena, Emir’in artık ne arabası ne parası ne de gücü kaldığını görünce ortadan kayboldu. Eve döndüğümüz gün Defne boş salonda koştu ve sordu: —Artık bizi kimse çıkaramaz mı? Elif diz çöktü. —Kimse, kızım. Burası bizim evimiz. O gece yerde, eski tabaklarla çorba içtik. Mobilyalar hâlâ yoktu. Defne annesinin kucağında uyudu. Elif bana baktı, gözleri doluydu. —Anne… her şeyimi kaybettiğimi sanmıştım. Yüzünü okşadım. —Hayır kızım. Sadece eşyaları kaybettin. Gerçeği, onurunu ve kızının sevgisini değil. O gün şunu öğrendim: Bazen soyadıyla, parayla, güçle böbürlenen en “saygın” aileler en büyük çürümeyi içinde taşır. Ve bazen yaşlı, yorgun bir kadın—eski bir deftere yazılmış numaralarla—dokunulmaz sanılanları bile yere indirebilir.