Seksen beş yaşındaki komşuma baktım

"Şu an elinde tuttuğun o anahtar," diye yazmıştı Remziye Hanım, "Kasabanın güney çıkışındaki, eski çam ormanının hemen sınırında yer alan ahşap evin anahtarı. Orayı yıllar önce satın almıştım ama tapusunu kimse bilmez. Ölümümden aylar önce, avukatımın yardımıyla o evi ve içindeki her şeyi sessiz sedasız, tamamen yasal bir şekilde senin adına geçirdik. Yeğenimin veya başkasının hak iddia edebileceği hiçbir şey yok. Artık sana ait." Gözyaşlarımın kağıda damlamasını zor engelledim. Son satırlar, hayatım boyunca duymaya aç olduğum o cümleyi barındırıyordu: "O evin salonundaki eski meşe sandıkta, senin için biriktirdiğim asıl hayat sermayen var. Yeni bir başlangıç yapman için yeter de artar. Ama asıl mirasım o değil, Cem. Asıl mirasım o ev. Çocukluğundan beri bir yere ait olamadığını biliyorum. Artık kaçmana gerek yok. Kendi çerçeveni asabileceğin, kimsenin seni kovamayacağı evin orası. Beni yalnız bırakmadığın için teşekkür ederim oğlum. Ayaklarını sıcak tutmayı unutma." Yeni Bir Başlangıç Avukat gittikten sonra, ceketimi bile almadan evden fırladım. Mektupta tarif edilen adrese doğru yürürken kalbim göğüs kafesimi delecekmiş gibi atıyordu. Çam ağaçlarının hışırtısı eşliğinde tepeyi aştığımda, onu gördüm. Beyaz boyaları yer yer dökülmüş, geniş bir verandası ve sağlam taş bir bacası olan, etrafı yabani çiçeklerle çevrili güzel bir evdi. Issız değildi; sessiz ve huzurluydu. Tıpkı uzun bir yolculuktan sonra varılan o son durak gibi görünüyordu. Titreyen ellerimle anahtarı kilide soktum. Tık sesiyle açılan kapı, bana yepyeni bir dünyanın eşiğini araladı. İçerisi hafifçe tozlanmış olsa da, tertemiz ve düzenliydi. Güneş ışıkları ahşap zeminlerde dans ediyordu. Salonun tam ortasında, mektupta bahsettiği o eski meşe sandık duruyordu. Kapağını kaldırdığımda, içinde sadece yüklü miktarda nakit para ve birkaç altın yoktu. Sandığın en üstünde, kalın bir fotoğraf albümü vardı. Albümü açtığımda gözyaşlarıma artık hakim olamadım. İçinde, benim Remziye Hanım'ın bahçesinde çalışırken, çatıdaki olukları temizlerken, hatta koltukta yorgunluktan sızıp kaldığım anlarda gizlice çekilmiş fotoğraflarım vardı. Her birinin altına o titrek yazısıyla küçük notlar düşmüştü: "Cem gülleri budarken", "Cem nihayet gülümsediğinde", "Oğlumun en sevdiği yemek". Ait Olmak Hayatım boyunca kimse benim bir fotoğrafımı çekmeye, anılarımı biriktirmeye değer bulmamıştı. Remziye Hanım bana sadece bir ev ya da servet bırakmamıştı; bana var olduğumu, sevildiğimi ve birinin hayatında silinmez bir iz bıraktığımı kanıtlamıştı. O akşam, hayatımda ilk defa kendime ait olan o evin verandasına oturdum. Hava soğumaya başlamıştı. Ayaklarımda Remziye Hanım'ın ördüğü o çirkin, yeşil yün çoraplar vardı. Çam ağaçlarının arasından esen rüzgarı dinlerken, artık yalnızlık hissetmiyordum. Bazen, gerçek aile kan bağıyla gelmiyordu. Gerçek aile, siz kendinizden vazgeçtiğiniz anlarda bile, sizin için bir sığınak inşa edenlerin ta kendisiydi. Derin bir nefes aldım ve gökyüzüne bakarak gülümsedim. "Teşekkür ederim," diye fısıldadım karanlığa doğru. "Ayaklarım artık hiç üşümeyecek."
Copyright © 2015. All Rights Reserved.