Son 10 Liramı Evsiz Bir Gence Vermiştim

Adamın sözleri içimde tuhaf bir korku uyandırdı. Kutunun ağırlığı kollarıma çökerken gözlerimi yüzünden ayıramıyordum. Yirmi altı yıl önce kaldırımda oturan o ürkek delikanlının gözlerini şimdi karşımdaki adamda görüyordum. “Baran?” diye fısıldadım. Adamın dudakları titredi. Sonra başını eğdi. “Evet, Nergis teyze. Benim.” Karşımda duran şık giyimli adamla hafızamdaki aç, üşümüş genç arasında bağlantı kurmaya çalışıyordum. “Gerçekten sen misin?” “Beni o gün tanıyan tek insan sizdiniz. Şimdi de tanıdınız.” Onu içeri davet ettim. Eşim mutfaktan, kızım yemek masasının başından kalkıp yanımıza geldi. Baran kutuyu masaya bıraktı ve üzerindeki kot ceketi bana uzattı. “Bunu yıllarca sakladım. Ne zaman vazgeçmek istesem baktım.” Ceketi yüzüme yaklaştırdım. Kırmızı yelkenli hâlâ yerindeydi. Alaz'ın on üç yaşındayken ceketini yırttığı günü hatırladım. Üzüntüsünü gidermek için eski bir kumaştan yelkenli kesip dikmiştim. “Neden yelkenli?” diye sormuştu. “Çünkü rüzgâr ne kadar sert eserse essin, doğru yönü bulan tekne yoluna devam eder.” Baran oturduğunda ellerini birleştirdi. “Size o günden sonrasını anlatmalıyım.”