Taşıyıcı anneliğini yaptığım bebek

Sırlar o gün az kalsın üç aileyi mahvediyordu. Ama hayatın garip bir huyu vardır; bazen en büyük kırılmaların ardından, insanları yeniden birbirine bağlayan görünmez köprüler kurar. Aylar geçti. Yiğit büyümeye başladı. Önce gülümsedi. Sonra kahkahalar attı. İlk kez emeklediğinde salondaki herkes alkışladı. İlk adımını attığında ise odadaki yetişkinlerin gözlerinden yaşlar süzüldü. Çünkü o küçük adımlar sadece bir bebeğin yürümeyi öğrenmesi değildi. Hepimizin yeniden ayağa kalkmayı öğrenmesiydi. Leyla anneliğe yavaş yavaş alıştı. İlk başlarda korkuyordu. Bazen gece yarıları beni arıyor, "Ya iyi bir anne olamazsam?" diye soruyordu. Her seferinde aynı cevabı veriyordum: "İyi anneler bunu sorgulayanlardır." Yiğit büyüdükçe Leyla'nın yüzündeki suçluluk yerini sevgiye bıraktı. Onu parka götürüyor, uyurken saatlerce izliyor, ateşi çıktığında sabaha kadar başında bekliyordu. Bir gün bana şöyle dedi: "Onu ilk gördüğüm gün sadece ihaneti görüyordum. Şimdi baktığımda sadece oğlumu görüyorum." İşte o gün tamamen iyileştiğini anladım. Mert ise kolay kurtulamadı. Güven bir kez kırıldığında geri kazanılması yıllar alıyordu. Terapi seansları, uzun konuşmalar, gözyaşları ve sessizlikler... Bazı günler Leyla onu affetmeye yaklaşıyor, bazı günler yeniden nefret ediyordu. Ama Mert ilk kez kaçmak yerine kalmayı seçti. Her sorunun cevabını verdi. Her öfkeyi dinledi. Her hatasının sorumluluğunu aldı. Ve belki de ilk kez gerçekten dürüst oldu. Deniz ve Selin'in evliliği de sarsılmıştı. Ancak onlar da gerçeğin üzerine yeni bir hayat kurmaya karar verdiler. Çünkü bazen bir yalan evliliği ayakta tutar gibi görünür. Ama aslında onu içten içe çürütür. Gerçek ise önce yıkar... Sonra yeniden inşa eder. Yiğit'in birinci yaş gününde hepimiz aynı bahçede toplandık. Rengârenk balonlar vardı. Elif ve Kerem pastanın etrafında koşuşturuyordu. Annem sandalyede oturmuş onları izliyordu. Ve Yiğit... Küçük elleriyle pastaya uzanıp yüzünü kremaya bulamıştı. Herkes kahkahalara boğuldu. O an etrafıma baktım. Bir zamanlar parçalanmış olan insanların aynı masada oturduğunu gördüm. Kusursuz değildik. Yaralarımız tamamen kapanmamıştı. Ama birlikteydik. Ve bazen bir aileyi aile yapan şey kan bağı değildir. Bazen onu aile yapan şey; gerçeğin en acı halini gördükten sonra bile birbirini seçmeye devam etmektir. Kutlama bitmeye yakınken Leyla yanıma geldi. Yiğit'i kucağında tutuyordu. Bana baktı ve gözleri doldu. "Bir şey itiraf etmeliyim," dedi. "Nedir?" "Eğer o gün sen vazgeçseydin, ben hayatımın en büyük hatasını yapacaktım." Yiğit başını omzuna koyup mışıl mışıl uyuyordu. Leyla onu öptü. "Sen bana sadece bir çocuk vermedin," dedi. "Sen bana ikinci bir şans verdin." O an cevap veremedim. Çünkü bazen bazı cümleler insanın kalbine sessizce yerleşir. Gökyüzüne baktım. Güneş yavaş yavaş batıyordu. Yiğit'in kahkahası bahçede yankılanıyordu. Ve o anda şunu fark ettim: Bazı çocuklar ailelere doğar. Bazıları ise aileleri yeniden doğurur. Yiğit ikinci türdendi.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.