Üçüzlere Hamile Kadının Kararı

Aradan altı yıl geçti. Bir zamanlar sessizliğiyle boğulan o küçük daire artık kahkahalarla doluydu. Evin içinde sürekli koşuşturan üç küçük çift ayak vardı. Mina, Atlas ve Defne... Birbirlerine hiç benzemiyorlardı ama aynı anda konuşma, aynı anda soru sorma ve aynı anda annelerini deli etme konusunda olağanüstü bir yetenekleri vardı. Elif bazı sabahlar mutfakta kahvesini hazırlarken onları izler, sonra gözleri istemsizce dolardı. Çünkü yıllar önce o ameliyat masasında yatan kadınla bugünkü kadın arasında uçurum vardı. O gün kendini tamamen yalnız sanmıştı. Oysa şimdi her köşede hayat vardı. Her köşede umut. Her köşede sevgi. Bir sonbahar günü çocuklar okul bahçesinde oynarken Elif bankta oturmuş onları izliyordu. Atlas koşarak geldi. "Anne!" diye bağırdı. "Evet?" "Biz doğmadan önce gerçekten çok küçücük müydük?" Elif gülümsedi. "Evet." "Bu kadar mı?" dedi Atlas iki parmağının arasını açarak. "Daha da küçüktünüz." Defne şaşkınlıkla gözlerini açtı. "Peki bizi nasıl sevdin?" Elif'in boğazı düğümlendi. Çocuklar cevabı bekliyordu. Diz çöküp üçünü de kollarının arasına aldı. "Sizi görmeden önce sevdim." "Neden?" "Çünkü siz benim mucizemdiniz." Mina başını kaldırdı. "Mucize ne demek?" Elif gökyüzüne baktı. Bulutların arasından süzülen güneş ışığı yüzüne vuruyordu. "Mucize," dedi usulca, "insanın her şeyini kaybettiğini düşündüğü anda hayatın ona yeniden bir sebep vermesidir." Çocuklar tam anlamadılar ama gülümseyip yeniden oyunlarına koştular. --- O akşam evde eski fotoğraflara bakarken telefon çaldı. Arayan Alperen'di. Yıllar boyunca Elif'in yanında olmuştu. Bazen bir dost, bazen bir sırdaş, bazen de sadece sessizce yanında duran bir insan olarak... "Bugün ne düşündüğünü biliyorum," dedi telefonda. Elif hafifçe güldü. "Neyi?" "O günü." Bir süre sessiz kaldılar. Sonra Elif pencereye yürüdü. Bahçede oynayan çocuklarını izledi. "Eskiden o günü hayatımın en kötü günü sanıyordum," dedi. "Şimdi?" "Şimdi hayatımın dönüm noktası olduğunu biliyorum." Alperen'in sesi yumuşadı. "Pişman mısın?" Elif hiç düşünmeden cevap verdi. "Bir saniyesine bile." --- Yıllar sonra çocuklar büyüdü. Her biri kendi hayallerinin peşinden gitmeye başladı. Bir gün Mina üniversite mezuniyetinde konuşma yaparken kalabalığa dönüp şöyle dedi: "Annem bize her zaman güçlü olmamızı öğretti. Ama sonradan anladım ki onun en büyük gücü hiç düşmemesi değildi." Salondaki herkes sessizleşti. "Onun en büyük gücü, düştükten sonra yeniden ayağa kalkabilmesiydi." Elif ön sırada otururken gözlerinden yaşlar süzüldü. Çünkü sonunda fark etmişti: Hayat bazen insanı karanlığın tam ortasına bırakıyordu. Ama karanlık sonsuza kadar sürmüyordu. Bazen bir kapı açılıyordu. Bazen bir el uzanıyordu. Bazen de insan, korkusuna rağmen kendi yolunu seçiyordu. Ve yıllar önce o ameliyat masasında verdiği karar yalnızca üç bebeğin hayatını kurtarmamıştı. Onun hayatını da kurtarmıştı. Çocukları mezuniyet sonrası yanına koşup sarıldığında Elif gözlerini kapattı. Kalplerinin atışlarını hissedebiliyordu. Bir. İki. Üç. Yıllar önce ultrason odasında ilk duyduğu o ritim... Şimdi hayatının en güzel melodisine dönüşmüştü. Ve o an anladı ki; Bazen bir insanın en karanlık günü, aslında en güzel geleceğinin başlangıcıdır.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.