Üvey annem, babamın en sevdiği eski arabasını cenaze günü sattı
Nermin'in elleri titriyordu. Zarfı açmaya cesaret edemedi. "Sen oku..." diye fısıldadı. Zarfı elinden aldım. Babamın el yazısını ilk satırda tanıdım. Boğazım düğümlendi. "Madem bu mektup senin eline geçti, demek ki tahmin ettiğim şey olmuş. Arabayı, ben toprağa verilmeden bile satacak kadar sabırsız davrandın." Nermin başını öne eğdi. Mektup devam ediyordu: "Sana yıllarca güvenmeye çalıştım. Ama ne zaman Murat 124'ü satsak diye konuşsan, gözlerinde sevgiyi değil, sadece parayı gördüm. Bu yüzden gerçek vasiyetimi evde değil, en sevdiğim yerde sakladım." Plastik poşetin içinden ikinci, daha küçük bir zarf çıktı. Üzerinde benim adım yazıyordu. "Eğer bu zarf sana ulaştıysa, kızım, doğru kişiye emanet edildiği için mutluyum." Gözlerim dolarak okumaya devam ettim. "Arabanın yedek lastiğinin altında noter onaylı ikinci vasiyetim var. İlk vasiyet, Nermin'in baskısıyla hazırlanmıştı. Ama daha sonra fikrimi değiştirdim. Kanunlar izin verdiği ölçüde yeni vasiyetimi noter huzurunda düzenledim. Bu belge eskisinin yerine geçecektir." Poşetin dibinden mühürlü bir dosya çıktı. Dosyanın üzerinde noterin mührü hâlâ duruyordu. Nermin'in yüzü iyice soldu. O an neden korktuğunu anlamıştım. Babam son aylarda birkaç kez bana, "Her insanı zaman değil, para tanıtır." demişti. Ben bunun sıradan bir öğüt olduğunu sanmıştım. Meğer hazırlık yapıyormuş. Dosyayı ertesi sabah notere götürdük. Belge tamamen geçerliydi. Babam, evini bana bırakmıştı. Murat 124 ise açıkça benim adıma vasiyet edilmişti. Nermin'e ise yalnızca kanunen almak zorunda olduğu saklı pay bırakılmıştı. Dahası vardı. Mektubun son sayfasında babam şunları yazmıştı: "Eğer arabayı benim ölümümden sonraki ilk otuz gün içinde satmaya kalkarsa, bu davranışı vasiyetimde belirttiğim şartı yerine getirmiş sayılacaktır. Arabanın satışından elde edilen tüm gelir de mirasın bir parçası olarak hesaplanacak ve kızımın hakkına eklenecektir." Nermin'in elindeki 200 bin lira artık onun değildi. Mahkeme süreci aylar sürdü. Aracı satın alan koleksiyoncu dürüst bir insandı. Babamın mektubunu okuyunca tek bir cümle söyledi: "Bu otomobil para için değil, sevgiyle korunmuş." Arabayı aynı bedelle miras adına geri devretmeyi kabul etti. Ben de babamın hayalini yaşatmak için onu geri aldım. Aradan altı ay geçti. Bir pazar sabahı garajın kapısını açtım. Babamın eski tulumu hâlâ çivide asılıydı. Kontağı çevirdim. Motor, yıllardır olduğu gibi ilk marşta çalıştı. Direksiyonun üzerine elimle hafifçe vurdum. Sanki babam yan koltukta oturuyormuş gibi hissettim. Tam çıkacakken torpido gözünde daha önce fark etmediğim küçük bir not buldum. Katlayıp cebime koymuştu. Üzerinde sadece şu yazıyordu: "Canım kızım... İnsan öldüğünde geriye bıraktığı en değerli şey malı değil, karakteridir. Arabam paslanabilir. Ev yıkılabilir. Para harcanır. Ama sen dürüst kalırsan, beni her gün yeniden yaşatırsın. Direksiyona her geçtiğinde gülümse. Çünkü bu araba hiçbir zaman sadece bir araba olmadı. Bu, birlikte geçirdiğimiz hayatın hatırasıydı. Seni sonsuza kadar seven baban." Notu göğsüme bastırdım. O gün ilk kez ağlamadım. Çünkü babamın bana bıraktığı en büyük mirasın Murat 124 değil, onun dürüstlüğü, sevgisi ve insanları tanıma bilgeliği olduğunu sonunda anlamıştım.