Üvey babam, benim okuyabilmem her şeyi yaptı
Ramazan Amca kâğıdı uzun süre sessizce okudu. Sonra müdürlükte ağladı. — Şimdi oldu — dedi — artık rahat ölebilirim. — Saçmalama. — Bugün demedim. Bundan sonra dört yıl yaşadı. Boca del Río’daki o evde değil; Tuzla’daki deniz kenarındaki evimizde. Akşamları sahilde yürüdük, sabahları simit-çay yaptık, bana hâlâ “okul nasıl gidiyor?” diye sorardı. Onu ilk kez Levent’teki ofisime götürdüğümde beyaz gömlek giymişti. Cam binalara baktı. — Bütün bunlar benim damarlarımdan mı çıktı? — diye şaka yaptı. Onu herkesin önünde sarıldım. — Hayır. Senin sevginden çıktı. Ölümü evde oldu. Pencere açıktı, deniz sesi içeri giriyordu. Başucunda eski şapkası, mezuniyet fotoğrafım ve artık “babası” olarak yazdığı resmi belge vardı. Son kez gözlerini açtı. — Emir… — Buradayım baba. Gülümsedi. — Bana bir kuruş vermedin. Ağlayarak güldüm. — Vermedim. — Aferin sana. Ve gitti. Sanki hiçbir şey istememiş gibi. Onu annemin yanına gömdüm. Çünkü bazı hikâyeler mükemmel olmaz; ama yan yana bitmesi gerekir. Mezar taşına şunu yazdırdım: “Ramazan Yıldız — kanla değil, sevgiyle baba olmuş adam.” Bugün hâlâ iyi kazanıyorum. Ama paraya bakışım değişti. Her ay kazancımın bir kısmı, Tuzla’dan ve Anadolu’nun başka yerlerinden gelen, kurs parasını ödeyemeyen öğrencilere gidiyor. Şatafatlı bir vakıf değil. Benim adım da yok. “Ramazan Yıldız Bursu.” Kural basit: Hiçbir çocuk, okumak için kanını satmak zorunda kalmamalı. Bazen eve gidiyorum. Limon ağacı meyve veriyor. Minder hâlâ camın önünde. Bardak hâlâ duruyor. Oturuyorum ve mektubu yeniden okuyorum. Artık acıtmıyor. İnsan hikâyeleri gibi: kırık, eksik ama gerçek. Ramazan Amca benden 200 bin lira istemişti ve ben ona bir kuruş vermemiştim. Bunu duyan biri beni nankör sanabilir. Belki birkaç dakika öyleydim. Ama sonra onu takip ettim. Onu camide ağlarken gördüm. Ve o gün şunu anladım: Bazı borçlar para vererek değil, hayatı değiştirerek ödenir. Ben de öyle yaptım. Ve her biri sorulduğunda tek cevap veriyorum: Her şeyimi ona borçluyum. Ama tek bir kuruş bile ödemedim.