Üvey Babanın Sırları ve Mektuplar

O gece mezarlıktan döndükten sonra kimse hemen uyuyamadı. Tarık'ın evi yıllardır olduğu gibi sıcaktı ama onsuz ilk kez bu kadar sessizdi. Her köşede onun izleri vardı; mutfak masasındaki çatlak bardak, girişteki eski şapkalık, koltuğun yanında unutulmuş gözlüğü... Saat gece yarısını geçmişti. Tam herkes odalarına çekilmeye hazırlanırken Sude aniden ayağa kalktı. "Bir dakika..." dedi. Elindeki madalyonu dikkatle inceliyordu. "Burada bir şey var." Madalyonun arka kısmında daha önce fark edilmeyen küçücük bir oyuk bulunuyordu. Tırnağıyla bastırınca ince bir kapak açıldı. İçinden katlanmış minicik bir kâğıt çıktı. Hepimiz nefesimizi tuttuk. Kâğıdı açtığında Tarık'ın el yazısıyla yazılmış birkaç satır gördük. Sude okumaya başladı: "Bu satırları bulduysan, demek sonunda hepiniz yeniden bir aradasınız. Ben öldüğümde üzülmeyin çocuklar. Çünkü hayatım boyunca sahip olmak istediğim tek şey buydu. Bir aile. Kan bağınız olmadığı için birbirinizi kaybetmeyin. Çünkü siz benim en büyük mirasımsınız. Ve bilmenizi isterim ki... Ben hiçbirinizi seçmedim. Aslında siz beni seçtiniz." Sude'nin sesi titredi. Ardından son satırı okudu: "Kapının ışığını artık söndürebilirsiniz. Çünkü artık hepiniz evdesiniz." Odada kimse konuşamadı. Melis ağlamaya başladı. Nurol başını eğdi. Murat gözlerini kapattı. Ben ise yıllardır içimde taşıdığım boşluğun ilk kez dolduğunu hissettim. O gece sabaha kadar konuştuk. Anılar anlattık. Güldük. Ağladık. Ve güneş doğarken, Tarık'ın yıllardır açık bıraktığı kapı ışığını birlikte kapattık. Çünkü sonunda anladık: Tarık bize bir ev bırakmamıştı. Bize birbirimizi bırakmıştı. Ve bazı miraslar para etmezdi. Onlar nesiller boyu yaşardı.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.