Üvey kızım sadece eğlence olsun diye
O gece ilk kez yıllardır gerçekten huzurlu uyudum. Sabah uyandığımda ev sessizdi. Mutfaktan gelen kahve kokusu dışında hiçbir ses yoktu. Yavaşça aşağı indim. Selin masada ders kitaplarının arasında oturuyordu. Beni görünce başını kaldırdı. Eskisi gibi değildi. Ama artık gözlerini kaçırmıyordu. "Günaydın," dedi. Tek bir kelimeydi. Ama bana dünyalar kadar büyük geldi. "Günaydın, güzel kızım." Bu söz ağzımdan çıkınca ikimiz de durduk. Selin'in yüzünde hafif bir tereddüt belirdi. Sonra sadece başını eğip kitabına döndü. Beni düzeltmedi. O günün ilerleyen saatlerinde telefonum çaldı. Arayan numarayı tanımıyordum. Açtığımda yıllardır duymadığım bir sesle karşılaştım. Annem. Kalbim sıkıştı. "Canan..." dedi çekingen bir sesle. "Duyduk olanları." Yirmi yıldır ilk kez konuşuyorduk. "Selin'i bulmuşsun." Bulmamıştım. Aslında o beni bulmuştu. Uzun bir sessizlik oldu. Sonra annem ağlamaya başladı. "O zamanlar yanlış yaptık." Bu sözleri duymak için hayatımın yarısını beklemiştim. Ama düşündüğüm gibi hissettirmedi. Çünkü artık ihtiyacım olan şey onların özrü değildi. Benim ailem artık bu evdeydi. Yine de dinledim. Babamın da hatta olduğunu öğrendim. Yaşı ilerlemişti. Sesi eskisi kadar sert değildi. "Torunumuzla tanışabilir miyiz?" diye sordu. Bu kararı benim vermem gerektiğini biliyordum. Ama artık yalnız değildim. O akşam konuyu Selin'e anlattım. Bir süre düşündü. "Onlar seni benden ayıran insanlar mı?" diye sordu. Başımı salladım. Yüzündeki ifade değişmedi. "Henüz hazır değilim," dedi sonunda. Ve bu cevap yeterliydi. Kimse artık Selin adına karar vermeyecekti. Ne ben. Ne onlar. Ne de başka biri. Aylar geçmeye başladı. Yavaş yavaş yeni alışkanlıklarımız oluştu. Birlikte alışverişe çıktık. Arabada şarkılar söyledik. Bazen geçmiş hakkında konuştuk. Bazen hiç konuşmadık. İyileşmek her zaman büyük anlarla olmuyormuş. Bazen sadece birinin eve döneceğini bilmekle oluyormuş. Bir akşam fotoğraf albümlerine bakıyorduk. Selin aniden bana döndü. "Bir şey sorabilir miyim?" "Tabii." "Doğduğum gün bana isim vermiş miydin?" Nefesim kesildi. Bu soruyu on beş yıldır kimse sormamıştı. Gözlerim doldu. "Evet." "Ne koyacaktın?" "Güneş." Selin şaşkınlıkla güldü. "Ciddi misin?" "Evet." "Neden?" Çünkü doğduğun anda odadaki her şey aydınlanmıştı, diye düşündüm. Ama yüksek sesle şunu söyledim: "Çünkü sen hayatıma doğan ilk ışıktın." Selin'in gözleri doldu. Albümü kapattı. Sonra yanıma gelip başını omzuma koydu. "Selin ismini seviyorum," dedi. "Güzel bir isim." "Ben de seviyorum." Birkaç saniye sessiz kaldı. Ardından neredeyse fısıldayarak ekledi: "Ama Güneş'i de sevdim." O an anladım ki bazı yaralar tamamen kaybolmuyor. Fakat sevgi, o yaraların üzerine yeni bir hayat kurabiliyor. Onu kaybettiğimi sandığım gün hayatımın sona erdiğini düşünmüştüm. Meğer hikâyemiz bitmemiş. Sadece çok uzun bir ara vermiş. Şimdi ise her sabah onu mutfakta gördüğümde aynı şeyi düşünüyorum: Bazen hayat, yıllar önce elinizden alınan bir mucizeyi, hiç beklemediğiniz bir anda yeniden karşınıza çıkarır. Ve bu kez ona sımsıkı sarılma şansınız olur.