Yeni doğan kızım

Arkamdaki doğum servisinin zemini, kırmızı bir iz gibi kan lekeleriyle kaplıydı. Bebek odasının kapısının diğer tarafından kocamın fısıltısını duydum: “O uyanmadan önce bebeği hemen al.” Ama ben zaten uyanıktım. O yırtıcı acı boyunca, ameliyathanenin o keskin ışıkları altında, hemşire bacaklarımın arasına gazlı bez bastırırken ve elimi tutan adamın aslında benim için dua etmediğinin o soğuk farkındalığına varırken hep uyanıktım. Bilincimi kaybetmemi beklemişti. Kızım gece saat 02.17'de, öfkeli çığlıkları ve sıkılmış minik yumruklarıyla üç kilo olarak doğdu. Daha onu temizlemeyi bitirmeden adını Defne koydum. Kocam Hakan, hemşirelere gülümsedi, alnımdan öptü ve ona "mucizemiz" dedi. Sonra evlatlık küçük kız kardeşim Selen, krem rengi kaşmir kıyafetler içinde, gözünden tek bir damla yaş akmadan ağlayarak içeri girdi. Selen, sanki Defne ondan bir taht çalmış gibi yeni doğan bebeğime bakarak, “Onun her şeyi var,” dedi. “Bir annesi. Bir adı. Bu ailede bir yeri.”Hakan onun omuzlarını ovdu. Annem ise başını başka yöne çevirdi. Avazım çıktığı kadar bağırmalıydım ama bütün hayatımı, sessiz kalmanın daha güvenli olduğunu çok önceden öğrenerek geçirmiştim. Selen ailemize ben on yaşındayken gelmişti. Güzeldi, narindi ve tam da doğru zamanda hep yaralanmış olurdu. Eğer bir ödül kazanırsam, bayılırdı. Doğum günü partisi yapsam, kimsenin onu sevmediğini söyleyerek ağlardı. Bir şey inşa etsem, onu kırmanın bir yolunu bulur, sonra da parçaların arasında durup kurbanı oynardı. Şimdi bir çocuk dünyaya getirmiştim ve onu da istiyordu. Hakan, sanki bu her şeyi açıklıyormuş gibi nazikçe, “Onun çocukları olamıyor,” dedi. Ona dik dik baktım. “Ne dedin sen?” Daha da yaklaştı, yakışıklı yüzü aniden bomboş bir hal almıştı. “Selen’in buna ihtiyacı var. Sen güçlüsün. Bir tane daha doğurabilirsin.” Selen tatmin olmuş küçük bir hıçkırık koyuverdi. Annem fısıldadı: “Bunu çirkinleştirme, Merve.” Elimde serumla, battaniyenin altında dikişlerim sızlarken hastane yatağımdan onlara baktım. Hakan eğilip saçlarımı öptü. “Evlat edinme belgeleri neredeyse tamamlandı. Az önce tıbbi onay formlarını imzaladın. Her şey gönüllü yapılmış gibi görünecek.” İşte o an her şeyi anladım. O evrak panosu. Gerçekte hemşire olmayan o kadın. Ben ilaçların etkisi altındayken, Hakan'ın titreyen elimi yönlendirmesi. Acının beni çaresiz bıraktığını sanmışlardı. Mesleğimin ne olduğunu unutmuşlardı. Ben bir aile mahkemesi avukatıydım ve yedi yılımı, resmi evrakların bir kadını diri diri gömebileceğini sanan adamları dize getirerek geçirmiştim. Bu yüzden onlara hafifçe gülümsedim. Hakan da karşılık olarak gülümsedi. Teslim olduğumu sanıyordu.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.