Yeni doğan kızım

2. BÖLÜM Şafak sökene kadar iyice dikkatsizleşmişlerdi. Hakan, koridorda kızım kucağında yürürken, Selen de açık mavi elbisesiyle yanında onu takip ediyor ve şimdiden kendine “Anne” diyordu. Annem ise üzerinde Selen’in baş harfleri işlenmiş bir bebek bakım çantası taşıyordu. Her şeyi, amblemi bile planlamışlardı. Hemşire çağrı butonuna bastım ama kimse gelmedi. Elbette kimse gelmezdi. Hakan’ın ailesi bu özel hastaneye çok büyük bağışlar yapıyordu. Babasının portresi, dişleri kusursuz bir aziz gibi gülümseyerek lobide asılı duruyordu. Koridordan kahkaha sesleri duydum. Selen, “Merve savaşamaz,” diyordu. “Hiçbir zaman savaşmaz.” Hakan kıkırdadı. Sonra, sesini duyabildiğimin farkında olmadan kapımın önünden geçerken fısıldadı: “Bana ellerini gösterme Merve. Bu gece yeterince imza attın.” Ellerim korkudan değil, öfkeden titriyordu. Serumu bileğimden söküp attım ve ayağa kalktım. Bacağımdan aşağı sıcak bir kan sızdı. Oda sarsıldı ama zemin durana kadar yatak korkuluğuna tutundum. Telefonum komodinin üzerindeydi. Hakan onu almamıştı çünkü Hakan benim gibi kadınların telefonları avlanmak için değil, ağlamak için kullandığına inanıyordu. Kilidini açtım ve ses kaydı uygulamasını başlattım. Gece yarısından, yani Selen’in bana şu mesajı attığı andan beri kayıttaydı: “Bu geceden sonra herkes hak ettiğini alacak.” Hakan eskiden buna paranoya derdi. Ben ise kanıt diyordum. Sesleri ekranı doldurdu: Hakan’ın beni gerekenden daha fazla uyuşturduğunu itiraf edişi, Selen’in sahte onay formları hakkında gülüşü ve annemin şu sözleri: “Merve her zaman bencildi. Bu ona iyi bir ders olacak.” Sonra en iyi kısım geldi. Hakan, hastane başhekimi Dr. Vedat ile hoparlörde konuşuyordu. Hakan, “Doğum belgesinde öz anne olarak Selen’in görünmesi gerekiyor,” dedi. Dr. Vedat cevap verdi: “Bağış hesaba geçtiği sürece, evrak işlemlerini geciktirebilirim.” Neredeyse gülecektim. Karşılarına zayıf bir kadını almamışlardı. Doğum iznindeki bir avukatı karşılarına almışlardı. Hakan’ın skandaldan daha çok korktuğu tek kişiyi aradım: Hakim Emel Yılmaz. Telefonu ikinci çalışta açtı. “Merve?” “Kocam, sahte bir evlat edinme belgesiyle yeni doğan kızımı kaçırmaya çalışıyor.” Bir sessizlik oldu. Sonra ses tonu keskinleşti. “Neredesin?” “Aziz George Hastanesi. Doğu doğum servisi.” “Göz önünde kal. Kanıtlayamayacağın hiçbir şeyi söyleme.” “Hepsini kanıtlayabilirim.” “Güzel kızım,” dedi. “Şimdi dramatik bir şekilde kan kaybet.” Ben de öyle yaptım. Arkası açık hastane önlüğüyle, çıplak ayakla koridora adım attım; bastığım her fayansta kan izi kalıyordu. Bir hemşirenin nefesi kesildi. İlk dönen Selen oldu, yüzü çarpılmıştı. “Neden ayaktasın?” Hakan, Defne’yi göğsüne bastırmış halde donakaldı. Telefonumu havaya kaldırdım. “Çünkü unuttunuz,” dedim, sesim titriyordu ama çok netti, “Canavarların velayeti nasıl kaybettiğini ben çok iyi bilirim.” Asansör kapıları açıldı. İçeriden iki polis memuru çıktı. Arkalarından, pijama takımının üzerine siyah bir kaban geçirmiş Hakim Emel ve peşinde bir mahkeme celbiyle yataktan zorla kaldırılmış gibi görünen üç hastane yönetim kurulu üyesi belirdi. Hakan’ın rengi attı. Selen bebeğimi daha sıkı tuttu. Ve Defne, sanki davanın başladığını anlamış gibi çığlığı bastı.