Yetmiş yaşındaki Fatma Hanım

Günler sonra Murat, Fatma Hanım’ın evine koştu; ancak onu bitkinlik ve açlıktan bayılmış halde buldu. Hastanede başucunda beklerken, sessizliğe gömülmüş bir sevginin yeterli olmadığını anladı. Annesi uyandığında, korkaklığı ve zayıflığı için ondan af diledi. Fatma Hanım ona yumuşak bir sesle paranın işe yaradığını; ancak yük gibi görülmenin verdiği acıyı iyileştirmediğini söyledi. O gün her şey değişti. Murat eve döndü ve sonunda dik durdu. Leyla’ya artık annesini saklamayacağını ve ona yardım ettiği için utanç duymayacağını söyledi. Eğer bu evde minnete yer yoksa, gerçek bir huzurun da olamayacağını belirtti. Yavaş yavaş bir şeyler değişmeye başladı. Leyla, başlarda suçluluk duygusuyla, sonraları ise anlamaya yakın bir hisle kaynanasını ziyarete gitti. Murat, annesinin evini onardı, kilerini doldurdu ve onu sık sık ziyaret etmeye başladı; artık gizli saklı paralarla değil; vakit ayırarak, yemekle ve ilgiyle geliyordu. Kasabada insanlar bu hikâyeyi konuşur oldu; sevginin gizli değil, açıkça gösterilmesi gerektiğini çok geç öğrenen bir oğulun hikâyesini. Ve Fatma Hanım, her öğleden sonra güneşin altında otururken, ocakta usul usul tüten pirinç tenceresine bakıp gülümsedi. Çünkü o basit yemek, açlıktan çok daha büyük bir gerçeği ortaya çıkarmıştı: Korkusuzca sunulan gecikmiş bir sevgi bile, sonsuza dek kaybedilmiş görünen her şeyi kurtarabilirdi.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.