Yıllar önce kızım için bit pazarından bir oyuncak ayı almıştım

İlk fotoğrafta kanepede uyuyordum. Ağzım açıktı. Üstüne yazmıştı: “Babam ayı gibi horluyor.” Bir diğerinde bir lokantada milkshake kaldırıyorduk. Bir fotoğrafta kamyonum vardı. Kar emniyet kemeriyle bağlıydı. En alttaki fotoğrafta Elif hastane yatağındaydı. Saçsızdı ama gülümsüyordu. Kar’ı havaya kaldırmıştı. Kenara yazmıştı: “Hâlâ sihirli.” Notu açtım. “Baba. Eğer bunu bulduysan hâlâ buradasın. Güzel.” Fotoğrafların yalnız geceler için olduğunu yazmıştı. Onun gerçek olduğunu ve onu özlememin delilik olmadığını hatırlamam için. Sonra şöyle yazmıştı: “Anneme kızgın olmadığını söyle. Arabada ağlıyor.” Saatlerce bahçede oturdum. Sonra içeri girdim. Fotoğrafları yıkayıp masaya koydum. Telefonumu aldım. Zeynep’in numarası hâlâ kayıtlıydı. Aradım. Telefon üç kez çaldı. “Alo?” dedi. “Zeynep… ben Murat.” Sessizlik. “Murat?” “Buldum. Kar’ın sırrını. Kutuyu.” Nefesi titredi. “Elif’in fotoğraflarını buldun…” “Evet. Ve sana kızgın olmadığımı söylememi istedi.” Zeynep ağladı. “Teşekkür ederim,” dedi. O gün onun evine gittim. Kapıyı açtığında gözleri kızarmıştı. Kar’ın kulağına dokundu ve fısıldadı: “Seni çok seviyordu.” Ben de dedim ki: “Çöp torbaları için özür dilerim.” Zeynep başını salladı. “Ben de sessizlik için özür dilerim.” Sonunda birlikte ağladık. Elif’in istediği gibi. O akşam Zeynep'in mutfağında saatlerce oturduk. Masanın üzerinde Elif'in fotoğrafları vardı. Bazıları kahkahalarla doluydu, bazılarıysa ikimizin de bakmakta zorlandığı kadar acı vericiydi. Yıllardır ilk kez birbirimize karşı savunmasızdık. Artık eski kavgalarımızın bir anlamı kalmamıştı. Çünkü ikimiz de aynı şeyi kaybetmiştik. Gece ayrılırken Zeynep kapıda bana küçük bir kutu uzattı. "Bunu da saklamıştım," dedi. "Elif'in son haftalarında yazdığı şeylerden biri." Kutuyu eve götürdüm ama açmaya cesaret edemedim. Sabaha kadar mutfak masasının üzerinde durdu. Kar her zamanki yerinde, karşımdaki sandalyede oturuyordu. Sanki o da bekliyordu. Sonunda kapağı kaldırdım. İçinden katlanmış birkaç sayfa çıktı. Üstünde büyük harflerle şunlar yazıyordu: "18 YAŞIMA GELİRSEM AÇACAĞIM ŞEYLER" Boğazım düğümlendi. Elif geleceğe dair hayallerini yazmıştı. Üniversiteye gitmek. Bir gün kamyon kullanmayı öğrenmek. Paris'i görmek. Bir köpek sahiplenmek. Ve listenin sonuna sıkıştırılmış bir madde: "Babamın yeniden gülmesini sağlamak." Sayfaların arasında küçük bir not daha vardı. Bu notun üzerinde tarih yoktu. Belki de son günlerinde yazmıştı. "Baba, insanlar ölünce tamamen gitmiyor galiba." "Çünkü ben gidersem bile sen hâlâ benim şakalarıma güleceksin." "Hâlâ sütlü kahveni fazla şekerli içeceksin." "Hâlâ Kar'ı kemerle bağlayacaksın." "Ve bir gün canın çok acısa bile tekrar mutlu olacaksın." "Bunu yaparsan bana ihanet etmiş olmazsın." "Sadece yaşamış olursun." Mektubu bitirdiğimde güneş doğuyordu. Yıllardır ilk kez ağlamadım. Sadece sessizce oturdum. Çünkü ilk kez Elif'i kaybetmenin yanında başka bir şey de hissediyordum. Minnettarlık. Aradan birkaç ay geçti. Bir gün Zeynep beni aradı. Mahallede çocuklar için düzenlenen bir yardım etkinliği vardı. Kanser tedavisi gören çocuklar için bağış toplanacaktı. "Gelmek ister misin?" diye sordu. Normalde hayır derdim. Ama Elif'in listesi aklıma geldi. "Tekrar mutlu olacaksın." Etkinliğe gittim. Kamyonumu da götürdüm. Kar yine yolcu koltuğundaydı. Çocuklar ayıyı görür görmez etrafını sardılar. Bir kız çocuğu ayının burnuna dokundu. "Bu gerçek mi?" diye sordu. Gülümsedim. "Biraz." Günün sonunda organizasyondaki görevli yanıma geldi. "Bu ayıyı herkes çok sevdi," dedi. "Onun bir hikâyesi var galiba." Kar'a baktım. Yıllarca onun yalnızca bir oyuncak olduğunu sanmıştım. Ama değildi. O bir köprüydü. Bir baba ile kızının arasında kurulmuş bir köprü. Ve o köprü hâlâ ayaktaydı. O gece eve dönerken ilk kez farklı bir şey yaptım. Kar'ı yolcu koltuğuna bağladım. Ama yanına bir şey daha koydum. Etkinlikte tanıştığım küçük kızın çizdiği resmi. Resimde bir kamyon, büyük beyaz bir ayı ve gökyüzünde gülümseyen bir kız vardı. Altına da şöyle yazmıştı: "Elif seni hâlâ koruyor." Kırmızı ışıkta durduğumda resme baktım. Sonra aynadan gece göğüne. Ve yıllardır ilk kez yüksek sesle güldüm. Çünkü sonunda anlamıştım. Bazı insanlar hayatımızdan gider. Ama sevgileri gitmez. Bazen bir fotoğrafta kalır. Bazen eski bir ses kaydında. Bazen de emniyet kemeri takılmış, yamuk gözlü beyaz bir oyuncak ayının içinde. Motoru çalıştırdım. Kar her zamanki yerindeydi. Yol önümde uzanıyordu. Ve bu kez sadece sürmüyordum. Yaşıyordum.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.