Zeynep, mezarlığın demir kapısının önünde durmuştu
Aradan bir yıl geçti. İlkbaharın ilk günlerinde mezarlığın girişinde yeni bir tabela yükseldi. Kasaba halkı kendi aralarında para toplamış, Taci Amca'nın anısını yaşatmak istemişti. Tabelada şu sözler yazıyordu: "Ali Rıza Sancaktar Hatıra Bahçesi İnsan, adıyla değil; geride bıraktığı iyiliklerle yaşar." Zeynep her sabah olduğu gibi erkenden mezarlığa geldi. Fakat o gün farklı bir manzarayla karşılaştı. Kapının önünde genç bir adam bekliyordu. Yanında yaşlı annesi vardı. "Affedersiniz," dedi genç adam. "Babamı geçen hafta kaybettik. Paramız yoktu. Buraya geldik çünkü bize Taci Amca'nın hikâyesini anlattılar." Zeynep'in gözleri doldu. Genç adam devam etti: "Dediler ki burada kimse parası olmadığı için utanmazmış." Zeynep başını kaldırıp erguvan ağacına baktı. Dallar rüzgârda hafifçe sallanıyordu. O anda anladı ki bazı insanlar öldükten sonra bile yaşamaya devam eder. Çünkü bıraktıkları iyilikler, başkalarının hayatında kök salar. O gün belediye meclisi oy birliğiyle yeni bir karar aldı. Kasabada hiçbir cenazeden ücret alınmayacaktı. Masraflar, Ali Rıza Sancaktar Vakfı tarafından karşılanacaktı. Yıllar boyunca biriktirdiği servetin büyük kısmını da bunun için bırakmıştı. Akşamüstü güneş mezarlığın üzerine altın rengi bir ışık bırakırken Zeynep, Taci Amca'nın mezarının başına küçük bir papatya demeti bıraktı. Tam ayrılacakken mezar taşının üzerindeki yazıya bir kez daha baktı: "Burada bir zengin değil, kimseyi parasız toprağa vermeyen bir insan yatıyor." Zeynep gülümsedi. Çünkü artık biliyordu ki Taci Amca'nın gerçek mirası ne arazilerdi ne de bankadaki parası. Onun gerçek mirası, insanların kalbine bıraktığı merhametti. Ve merhamet, ölümün bile susturamadığı tek zenginlikti.