1.100 liraya aldığı ikinci el çamaşır makinesinden pırlanta yüzük çıktı. Fakir baba yüzüğü sahibine geri verdi
BÖLÜM 3 İkinci yüzük ilkinden daha ağırdı. Onun üzerinde de aynı zarif yazı vardı: “S & C, sonsuza kadar” Ama iç kısmında farklı bir tarih kazılıydı. Bu tarih çok daha yeniydi; sanki yıllar önce edilen bir söz yeniden tazelenmiş gibiydi. Şadiye Hanım yüzüğü görür görmez nefesini tuttu. Yüzü bir anda bembeyaz oldu. Selim yüzüğü eline alıp ışığa doğru kaldırdı. Önce şaşkın görünüyordu. Sonra yüzüne derin bir pişmanlık yerleşti. — Anne… Bu da ne? Şadiye Hanım yavaşça sandalyeye oturdu. Elleri titriyordu. — Bunu evliliğimizin 35. yılında yaptırmıştık… Babanın parmakları romatizmadan şişmişti. Eski yüzük onu sıkıyordu. “Yüzüğü çıkarırsam sen üzülürsün” derdi hep. Sonra bir gün beni Kapalıçarşı’daki eski kuyumcuya götürdü. Bana dedi ki: “Şadiye… Verdiğim söz eskimedi. Sadece parmağım değişti.” Odanın içine ağır bir sessizlik çöktü. Dışarıdaki komşuların fısıltıları bile kesilmişti. Şadiye Hanım anlatmaya devam etti. Yıllar önce Cemal Bey kanserle mücadele ederken gece gündüz onun çarşaflarını, havlularını, kıyafetlerini yıkıyordu. Hastalık onu iyice zayıflatmıştı. Bir gece hastaneden döndükten sonra çamaşırları aceleyle makineye attı. Muhtemelen ikinci yüzük de o karmaşa sırasında tamburun içine sıkışmıştı. Sonrası ise bulanık anılardan ibaretti. Hastane kokuları… İlaç kutuları… Sürekli gelen akrabalar… Yarım kalan dualar… Sonra ölüm… Mevlit… Ve sessizlik… Kimse yüzüğü gerçekten aramamıştı. Selim başını ellerinin arasına aldı. — Ve ben… o makineyi bağışladım. Şadiye Hanım ilk kez oğluna sert bir bakış attı. — Sen sadece bir makine vermedin Selim… Benim henüz vedalaşamadığım hayat parçalarını da evden çıkardın. Selim’in yüzünde derin bir kırgınlık belirdi. Ama bu kırgınlık doğru yere dokunmuştu. Başarılı bir iş adamıydı. Büyük depolar yönetiyor, onlarca kişiye emir veriyordu. Ama o anda sadece annesinin karşısında mahcup olmuş bir oğuldu. — Anne… Yeni eşyalar alırsam acın azalır sandım. Şadiye Hanım gözlerini kapattı. — Acı yeni bir makineyle geçmez oğlum… İnsan bazen sadece eski olanda ne kaldığını sorulsun ister. Murat bütün bunları kapının yanında sessizce dinliyordu. Aklına Elif’in eski kırmızı şalı geldi.Defalarca atmayı düşünmüştü. Ama hâlâ dolabın bir köşesinde duruyordu. Hiçbir maddi değeri yoktu. Yine de bazı geceler Murat’ın dağılan kalbini toparlayan tek şey o şal olmuştu. Komiser polislerine dönüp işaret verdi. Artık her şey açıktı. Ortada hırsızlık yoktu. Suç yoktu. Çete yoktu. Sadece yaşlı bir kadının anılarından çıkıp dürüst bir adamın elleriyle geri dönen iki yüzük vardı.Ama sokaktaki insanlar hâlâ olanları izliyordu. Yarım saat önce Murat’a hırsız gözüyle bakan aynı insanlar şimdi utanç içinde susuyordu. Kiminin elinde telefon vardı. Kimi başını eğmişti. Kimi ise sanki tesadüfen oradan geçiyormuş gibi davranıyordu. Komiser dışarı çıkıp yüksek sesle konuştu: — Burada suçlu yok! Bu adam iki değerli yüzüğü sahibine teslim etti. İnsanları suçlamayı ne kadar hızlı öğreniyorsanız, saygı göstermeyi de o kadar hızlı öğrenin! Sokak sessizliğe gömüldü. O ana kadar kapının arkasında duran Emir yavaşça dışarı çıktı. Babasına baktı. Sanki ilk kez yoksullukla küçüklüğün aynı şey olmadığını anlıyordu. İnsan fakir olabilir. Ama küçük insan, başkasının çaresizliğini görüp hemen kötü düşünendir. Kerem usulca sordu: — Baba… Yüzükleri saklasaydık yeni bir evimiz olur muydu? Murat oğlunun saçını okşadı. — Belki bir süre rahat yaşardık… Ama sonra her gün sizin gözlerinize bakarken utanırdım. Zeynep masumca sordu: — Peki Şadiye nine hep ağlar mıydı? Murat yavaşça başını salladı. — Evet kızım… Bazı şeyler paradan daha değerlidir. Şadiye Hanım ayağa kalktı. İki yüzüğü avucunda yan yana tuttu. Gözlerinden yaşlar akıyordu. Ama bu kez o gözyaşlarında sadece acı yoktu. Kavuşmanın ışığı da vardı. Çocukları yanına çağırdı. Zeynep önce çekindi, sonra yavaşça yaklaştı. Şadiye Hanım onun saçlarını okşadı. — Babanız bugün size hayattaki en büyük dersi verdi. Bunu hiçbir okul kitabında bulamazsınız. Selim tekrar zarfı Murat’a uzattı. Bu kez Murat ellerini geri çekti. — Ben bunu ödül için yapmadım. Selim gözlerinin içine baktı. — Biliyorum. Bu yüzden bu bir ödül değil. Bu, annemin hatıralarını koruyan bir adama duyduğum saygı. İş teklifi de acıma değil. Depolarımda çalışan çok insan var… Ama güvenebileceğim insan az.