14 Yaşındaki Oğlum Kanser Hastası Arkadaşı
Erkin iki elini dizlerinin üzerinde birleştirdi. Parmakları öyle sıkılmıştı ki boğumları beyazlamıştı. Başını biraz kaldırdı, ardından yeniden yere eğdi. "Anne, sana söylemediğim bir şey var." Kalbim hızla çarpmaya başladı. Oğlumun sesindeki korkuyu duyunca sandalyenin kenarına tutundum. "Ne yaptın Erkin?" "Öykü için bir şeyler yapmaya çalıştım. Ama izin almadan yaptım." Öykü'nün babası İhsan Bey derin bir nefes aldı. "Sadece bir şeyler yapmaya çalışmadın oğlum. Bizim ailemiz hakkında kimsenin bilmesini istemediğimiz şeyleri başkalarına anlattın." Şaşkınlıkla Erkin'e döndüm. Oğlumun başı daha da eğildi. "Anne, peruğun hazırlanması için kuruluşla görüştüğümüzde bazı çocukların ihtiyaç sahiplerine yardım etmek amacıyla bağış kampanyaları düzenlediğini öğrenmiştim. Öykü'nün tedavi günlerinde ailesinin ne kadar zorlandığını biliyordum. Ben de okulda küçük bir dayanışma çalışması başlatmak istedim."Nasıl bir çalışma?" Erkin cebinden telefonunu çıkardı. Ekranı açarken elleri titriyordu. "Öykü'nün eski bir fotoğrafını kullandım. Bir de hastanede olduğunu bildiğim bir gün çektiğim fotoğrafını. Sınıf grubuna bir mesaj yazdım. Hastalığını, tedaviye gittiğini ve ailesinin masraflarını anlattım. Yardım etmek isteyenlerin okul rehberlik servisine başvurabileceğini söyledim."Bir an konuşamadım. "Erkin, bunları Öykü'ye sordun mu?" Başını iki yana salladı. "Üzülmesini istemedim. Sürpriz olacaktı." İhsan Bey'in yüzündeki sertliğin altında başka bir şey vardı. Gözlerinin çevresi kızarmış, uykusuzluktan çökmüştü. "Dün akşam kızım ağlayarak eve geldi," dedi. "Peruğu için değil. Okuldan birkaç çocuk, babasının tedavi parasını ödeyemediğini duyduklarını söylemiş. Bazıları ona acıyarak bakmış. Biri de hastanedeki fotoğrafını göstermiş." İçimdeki gurur yerini ağır bir mahcubiyete bıraktı. "Bundan haberim yoktu," diyebildim. "Biliyorum. O yüzden sizi çağırdım." Erkin'in gözlerinden yaşlar süzülüyordu. "Ben sadece yardım etmek istemiştim." İhsan Bey ona döndü. "Niyetinin kötü olduğunu düşünmüyorum. Ama kızımın hikâyesi onun izni olmadan anlatılacak bir hikâye değil." Odanın içi sessizleşti. Rıdvan Bey masasına doğru eğildi. "Mesaj dün akşam bize de ulaştı. Bazı veliler para toplamak istemiş. Resmî izin olmadığı için herhangi bir para kabul edilmedi. Ancak görüntüler birkaç gruba yayılmış. Önceliğimiz bunların daha fazla paylaşılmasını önlemek." Erkin başını kaldırdı. "Fotoğrafları sildim öğretmenim. Herkese de silmelerini söyledim." "Biliyoruz. Ama bir kez paylaşılan görüntünün nerelere ulaştığını her zaman kontrol edemeyiz." Oğlumun omzuna dokundum. Ona kızgındım ama korkmuş hâlini gördükçe sarılmak da istiyordum. "Erkin, birine yardım etmek istiyorsan önce onun ne istediğini öğrenmelisin. Öykü'nün senin kadar iyi bir arkadaşa ihtiyacı olabilir. Ama herkesin onun hastalığını konuşmasına ihtiyacı olmayabilir." "Bana artık kızacak mı?" diye fısıldadı. İhsan Bey cevap vermeden önce uzun süre düşündü. "Bunu sana Öykü söyleyebilir. Ama bugün okula gelmedi. Dün gece çok üzüldü." Erkin ağlamaya başladı. "Peruğu da istemiyor mu artık?" İhsan Bey'in yüzü yumuşadı. "Peruğu çok sevdi. Eve geldiğinde aynanın karşısında uzun süre durdu. Sonra annesine gösterdi. Kendisini güzel hissettiğini söyledi. Ama bir başkasının onun adına konuşması canını acıttı." Erkin'in gözyaşlarını silmesini bekledim. Sonra ona dönüp, "Özür dilemen gerekiyor ama seni hemen affetmesini bekleyemezsin," dedim. Müdürün odasından çıkmadan önce İhsan Bey'den bir ricada bulundum. "Öykü isterse oğlumla konuşmasına izin verir misiniz? İstemezse de kararına saygı duyacağız." "Kızımla konuşacağım," dedi. Koridorda yürürken Erkin elimi tuttu. Yıllardır okul çıkışlarında bunu yapmazdı. O gün parmaklarını benimkilerin arasına geçirdi. Arabaya bindiğimizde ağlaması yeniden başladı. "Anne, her şeyi mahvettim." "Yanlış yaptın oğlum. Ama bir yanlışı düzeltmeye çalışmakla hiçbir şey olmamış gibi davranmak aynı şey değil." O akşam birlikte kısa bir özür mektubu hazırladık. Erkin uzun uzun kendisini savunmak istedi. Ona, özrün bir açıklama yarışması olmadığını söyledim. Sonunda yalnızca sorumluluğunu kabul ettiği birkaç cümle yazdı. Ertesi gün okulla görüştük. Rıdvan Bey velilere özel bir bilgilendirme göndererek izinsiz paylaşılan fotoğrafların silinmesini istedi. Öykü'nün adını veya hastalığını yeniden duyurmadı. Rehber öğretmen de öğrencilere kişisel bilgilerin korunması üzerine genel bir çalışma yaptı. İhsan Bey ise birkaç gün boyunca telefonlarımıza cevap vermedi. Bunu anlayabiliyordum. Dördüncü gün akşamüzeri kapımız çaldı. Gelen İhsan Bey'di. Elinde Erkin'in mektubu vardı. "Biraz konuşabilir miyiz?" Onu salona aldım. Erkin odasındaydı. İhsan Bey oturur oturmaz gözlerini yere indirdi. "Size karşı neden mesafeli olduğumuzu açıklamak istiyorum," dedi. "Kızımızın hastalığını ilk öğrendiğimizde çevremizdeki herkes konuşmaya başladı. Kimisi yanlış tedavi önerdi, kimisi kötü ihtimalleri yüzümüze söyledi. Bazıları da her görüşmemizde Öykü'nün sağlık durumunu sorguladı. Kızım bir süre sonra dışarı çıkmak bile istemedi. Biz de kendimizi insanlardan uzaklaştırdık."Sessizce dinledim. "Erkin'e karşı da mesafeliydik. Çünkü onun sağlıklı ve neşeli hâlini gördüğümüzde Öykü'nün kaybettiklerini hatırlıyorduk. Bunun çocuğunuzla ilgisi yoktu. Biz kendi korkumuzla baş edemiyorduk." Gözleri dolmuştu. "Dün doktor kontrolünden dönerken Öykü bana bir şey söyledi. Erkin'in yaptığına hâlâ kızgın ama arkadaşlığını kaybetmek istemiyormuş." Derin bir nefes aldım. "Erkin de onu kaybetmekten korkuyor." "Biliyorum. Bu yüzden geldim. Öykü, cumartesi kısa bir süre görüşmek istiyor. Ama önce bazı şeyleri konuşmamız gerek." Birlikte çocukların mahremiyetine saygı göstereceğimiz konusunda anlaştık. Bundan sonra hiçbir fotoğrafın ya da sağlık bilgisinin Öykü'nün ve ailesinin açık izni olmadan paylaşılmayacağı konusunda Erkin'le de yeniden konuşacaktık. Tedavi sürecini yalnızca ailesi ve doktorları yönetecekti. Yardım ihtiyacı doğarsa bunun nasıl duyurulacağına da ailesi karar verecekti. Cumartesi günü Erkin'le birlikte Öykülerin evine gittik. İhsan Bey kapıyı açtı. Kızının o gün kendisini iyi hissettiğini, fakat çabuk yorulabileceğini söyledi.Öykü salondaki koltukta oturuyordu. Başında Erkin'in bağışladığı saçlardan yararlanılarak hazırlanan peruk vardı. Gülümsediğinde Erkin olduğu yerde durakladı. "Çok yakışmış," dedi çekinerek. Öykü gülümsemesini biraz genişletti. "Bence de. Ama bunu söylemek için gelmedin, değil mi?" Erkin gözlerini kaldırdı. "Özür dilemeye geldim. Fotoğraflarını paylaşmamalıydım. Herkesin sana yardım etmek isteyeceğini düşündüm ama sana nasıl hissettireceğini düşünmedim." Öykü bir süre sustu. "Sınıfta herkes bana hastalığımı sorunca kendimi yine sadece hasta biri gibi hissettim," dedi. "Ben bazen bunlardan konuşmadan arkadaşlarımla gülmek istiyorum." "Haklısın." "Bir daha benim adıma karar vermeyeceğine söz verir misin?" "Söz veriyorum." Öykü yanındaki boş yeri gösterdi. "O zaman otur. Matematik ödevini yapabildin mi?"