BÖLÜM 3. Leyla gözlerini Ali’den çekip annesine çevirdi. — Bu ne demek oluyor? Emel’in cevap vermesi birkaç saniye sürdü. Birkaç metre ötelerinde diğer aileler kutlamalarına devam ediyor, sarmaşıklarla kaplı bir duvarın dibinde bir ailenin 14 yıllık hatıralarını parça parça ettiğini kimse fark etmiyordu. Murat araya girmeye çalıştı. — Sırası değil şimdi. Leyla ona daha önce hiç görmediği bir sertlikle baktı. — Yıllardır eksik masallar dinlediğim için, tam da sırası. Ali bu konuşmayı ertelemek istedi ama kızı korumaya devam etmenin aynı hatayı tekrarlamak olacağını anladı. Her şey Leyla 15 yaşındayken başlamıştı. O yaz Murat’la birlikte İzmir’de 10 gün geçirecekti. Murat, şirketinin kendisini Ankara’ya gönderdiğini söyleyerek buluşmayı 48 saat kala iptal etmişti. Leyla umursamıyormuş gibi davranmış ama iki gün boyunca odasına kapanmıştı. Gerçek ise bambaşkaydı. Murat aylardır işsizdi. Birikmiş kira borçları vardı, banka hesaplarına bloke konmuştu ve arabasına benzin alacak parası bile yoktu. Bir gece Ali’yi aramıştı. Doğrudan para istememişti; sadece kızını bir kez daha hayal kırıklığına uğratmanın utancından söz etmişti. Ali sonunda ona borç para vermişti. Murat o yaz Leyla’yı görebilmiş, üstelik doğum günü hediyesi olarak bir dizüstü bilgisayarla çıkagelmişti. Leyla’nın gözleri fal taşı gibi açıldı. — O bilgisayarı bana o hediye etmişti. Ali hemen cevap vermedi. Bu sessizlik her şeyi anlatmaya yetti. — Hayır —diye fısıldadı genç kız—. Sakın onun parasını da senin ödediğini söyleme. — Ona borç vermiştim. Leyla bir adım geri çekildi. — Kutusundaki notta, ‘Baban hiçbir zaman hiçbir şeyden eksik kalmamanı sağlayacak’ yazıyordu. — Biliyorum. — Ve sen onunmuş gibi davranmasına izin mi verdin? — Henüz 15 yaşındaydın. Bir hayal kırıklığı daha yaşamana gerek olmadığını düşündüm. — Yani bana yalan söyledin. Ali başını öne eğdi. — Evet. Seni korumak için yapmış olsam da bu bir yalandı. O sırada Emel söze girdi. Bu durum sadece bir kez yaşanmamıştı. Leyla 16 yaşına bastığında Murat, Karadeniz gezisindeki masraflarını ödediğini söyleyerek övünmüştü. Oysa parayı veren Ali’ydi. Liseyi bitirdiğinde Murat’ın mezuniyete gelebilmesi için yol biletini, onu ziyarete gelebilsin diye arabasının tamir masrafının bir kısmını da Ali ödemişti. Mesele hiçbir zaman para olmamıştı; asıl mesele, Leyla’nın o para sayesinde inandığı hayallerdi. Murat ne zaman parasızlık yüzünden kızını yüzüstü bırakacak olsa, Ali o boşluğu sessizce kapatmıştı. İyi bir baba olmanın, küçük bir kız çocuğunu bazı yaralardan korumak anlamına geldiğini düşünmüştü. Fakat istemeden de olsa, Murat’ın gerçekte olduğundan çok daha sorumlu ve güvenilir görünmesini sağlamıştı. Leyla diplomasını göğsüne bastırdı. — Yani Murat’ın benim için bir şeyler yaptığını söylediğim her seferinde… — Bazılarını gerçekten o yaptı —diye yanıtladı Ali—. Şu an canın yanıyor diye bütün çocukluğunu koca bir yalana dönüştürme. — Ama onu savunmak için kullandığım şeylerin çoğu senin cebinden çıkmıştı. Ali bunu inkâr edemedi. Leyla’nın yanağından bir damla yaş süzüldü. — Ve ben bugün sana, bir şeyleri ödemiş olmanın seni babam yapmadığını söyledim. Kimse cevap vermedi. Leyla yüzünü Murat’a döndü. — Tek bir şey öğrenmek istiyorum. Vasiyetnameyi tam olarak ne zaman öğrendin? Murat omuzlarını düşürdü. — Geçen yazın sonunda. — Ve bu yüzden mi beni aramaya başladın? — Etkisi oldu. — Etkisi mi oldu? — Evet. Bu kelime, yapılabilecek her türlü bahaneden çok daha ağır bir darbe oldu. Murat, Ali’nin mal varlığında Leyla’yı koruma altına aldığını öğrendiğinde, kızına yakın olmanın gelecekte kendisine de bir güvence sağlayabileceğini düşündüğünü itiraf etti. — O sadece başlangıçtaydı —diye ekledi telaşla—. Sonradan seninle vakit geçirmekten gerçekten keyif almaya başladım. Leyla acı bir tebessümle güldü. — Ne yani, sana ne kadar faydam dokunacağını hesapladıktan sonra beni sevmeye başladığın için sana teşekkür mü etmeliyim? Murat diyecek tek bir kelime bulamadı. Leyla telefonunu kaldırıp Murat’ın silmeye çalıştığı o mesajı yüksek sesle okudu. —“Bunu düzeltmek için daha fazla vakit kaybetmeden önce.” Murat elini yüzüne götürdü. — Çok gergindim. — Hayır. Çıkar hesabı yapıyordun. Emel kızına sarılmak istedi ama Leyla geri çekildi. Annesinden bile uzaklaşmaya, nefes almaya ihtiyacı vardı. Sonra tekrar Ali’ye baktı. — Son harç ücretini ödeyecek misin? Ali cevap verdi: — Hayır. Leyla şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. — Beni kandırdığını öğrendikten sonra bile mi? — Murat’ın ne yapmış olduğu, senin bana yaptıklarını silmez. — Kafam çok karışıktı. — Biliyorum. — Aylardır bana aradaki kayıp zamanı telafi etmek istediğini söylüyordu. — Onu da biliyorum. — Ama bu yaptığın bir cezalandırma gibi görünüyor. Ali başını iki yana salladı. — Biyolojik babanla fotoğraf çektirmek isteseydin, sana kızmaya asla hakkım olmazdı. Ona baba demek isteseydin, buna da bir şey diyemezdim. Asıl sorun, ona yer açabilmek uğruna beni küçültmeyi seçmiş olman. 14 yıla dönüp baktın ve benim tek yaptığımın para ödemek olduğunu söyledin. Ve sonrasında, sanki o sözlerin hiçbir anlamı yokmuş gibi masraflarını ödemeye devam etmemi bekledin. Leyla başını öne eğdi. — Murat’ın hâlâ babam olduğunu hissetmesini istemiştim. — Peki bunu başarabilmek için, bana hiçbir zaman baban olamadığımı hissettirmen mi gerekiyordu? Leyla gözlerini kapattı. Cevap veremedi. Ali, Leyla’nın Murat’ın dönüşünü daha anlamlı kılmak için kendi hayatındaki yerini nasıl küçülttüğünü çok iyi anlamıştı. Ali derin bir nefes aldı. — Sana karşı ben de büyük bir hata yaptım. Leyla başını kaldırdı. — Neymiş o? — Her şeyi her zaman düzeltebileceğime seni inandırdım. Yıllar boyunca ne zaman para eksik kalsa Ali bulmuştu; Leyla ne zaman ağlayarak arasa Ali yanında bitmişti; bir kapı kapansa Ali hemen bir yenisini aralamıştı. — Bu bir hata değil ki —dedi Leyla. — Bir insan, hayatın doğuracağı sonuçları yolundan çekecek birinin her zaman var olacağını öğrenirse, işte o zaman hata olur. Leyla elindeki makbuza baktı. — Peki şimdi ne yapacağım? — Öğrenci işleriyle konuşacaksın. Taksitlendirme talep edeceksin. Sana teklif edilen o ücretli stajı kabul edeceksin. Harcamalarını düzene sokacaksın. — Peki ya siz? — Annenle ben bir yol bulman için sana akıl verebiliriz. Ama bu kez sorunu tek bir banka havalesiyle ortadan kaldırmayacağız. Uzun yıllar sonra ilk kez Ali, Leyla’nın arkasını toplamayarak kendi hayatının sorumluluğunu almasına izin veriyordu. Ve bu ikisi için de oldukça can yakıcıydı. O öğleden sonra hiçbir aile fotoğrafı çekilmedi. Leyla annesiyle birlikte oradan ayrıldı ve 6 gün boyunca Murat’ın aramalarına yanıt vermedi. Üniversite kalan borcu aylık taksitlere böldü. Leyla bir iletişim ajansında staja başladı, harcamalarını kıstı ve geçici olarak annesinin evine taşındı. Eskiden sihirli bir şekilde çözülen o rakamların arkasında aslında ne kadar büyük bir emek yattığını ilk kez o gün anladı. Bir hafta sonra Ali’den kendisini Üsküdar’daki bir kafeye götürmesini istedi. Murat orada onu bekliyordu. — İçeri girmeni istemiyorum —dedi Leyla—. Onunla yalnız konuşmam gerek. Ali arabada bekledi. 50 dakika sonra Leyla gözleri ağlamaktan şişmiş ama dingin bir ifadeyle geri döndü. — Her şeyi itiraf etti. Ali hemen soru sormadı. — Vasiyetname yüzünden döndüğünü kabul etti; gerçi bazı anların gerçekten samimi olduğunu da söyledi. — İkisinin de doğru olması gayet mümkün. Leyla şaşkınlıkla ona baktı. — Yaşanan bunca şeyden sonra hâlâ böyle söyleyebiliyor musun? — Çirkin bir şey yaptığını kabul etmek için onu bir canavara dönüştürmeme gerek yok. Genç kız bakışlarını arabanın camına çevirdi. — Onu affedebilir miyim bilmiyorum. — Buna bugün karar vermek zorunda değilsin. — Peki ya sen? —diye sordu Leyla—. Sen beni affedecek misin? Ali’nin yanıt vermesi biraz zaman aldı. — Seni seviyorum. — Ben sana bunu sormadım. — Biliyorum. Kontağı çevirip arabayı çalıştırdı. — Affetmek demek, hiçbir şey yaşanmamış gibi davranmak demek değildir. Zamana ihtiyacım var. Leyla başıyla onayladı. 3 gece sonra Ali mutfakta tabakları yerleştirirken Leyla içeri girdi. Elinde eski bir fotoğraf tutuyordu. O ilkokul gösterisine ait bir fotoğraftı. Leyla 8 yaşındaydı; üzerinde beyaz elbisesi, gümüş rengi babetleri vardı ve kolları Ali’nin beline sarılmıştı. Dans adımlarına yetişemediği için Ali’nin ayakkabılarının üzerine basmıştı. Leyla fotoğrafı masanın üzerine bıraktı. — O geceyi çok iyi hatırlıyorum. Geçen her arabada cama koştuğumu hatırlıyorum. Gelenin Murat olduğunu sanıyordum. Gelmeyeceğini anladığımda ise bütün okulun bana, babasının yalnız bıraktığı o kız çocuğu gözüyle bakacağını düşünmüştüm. Ali sessizliğini korudu. — Sonra sen geldin. Leyla derin bir nefes aldı. — Her zaman sen gelirdin. — Ve ben mezuniyetimde, her zaman yanımda olan o adama aile fotoğrafından çekilmesini söyledim. Ali’nin boğazı düğümlendi. — Leyla… — Lütfen bitirmeme izin ver. Ali başını salladı. — Murat’ın değiştiğine inanmak istemiştim. Nihayet beni seçtiğini hissetmeye o kadar çok ihtiyacım vardı ki… Ona hak ettiği yeri verebilmek için seninkini elinden almam gerektiğini düşündüm. Fotoğrafın üzerine bir damla gözyaşı düştü. — En kötüsü sana üvey baba demek değildi. En ağırı, sanki yaptığın tek şey buymuş gibi, harcamalarımı karşılamanın seni babam yapmadığını söylemekti. Leyla geçmişi bir bir saymaya başladı. Okul gezilerinde Ali’nin hazırladığı beslenme çantalarını… Bronşit yüzünden gözünü kırpmadığı gecelerde acil servis koridorlarında sabahlamalarını… Direksiyon derslerini, okulu bırakmak istediği gün Ali’nin hiç düşünmeden atlayıp geldiği 4 saatlik yolu ve yalnız kalmak istemediğinde banyo kapısının önünde sabaha kadar oturuşunu… — Sen en sıradan günlerde bile oradaydın —dedi—. Kimsenin fotoğraf çekmediği günlerde. Sonra gözlerini kaldırıp ona baktı. — Özür dilerim baba. Bu kelime ne mezuniyette yaşananları sildi ne de kalan borcu kapattı; ama bambaşka hissettirdi: Parayla satın alınmış bir unvan gibi değil, Leyla’nın kalbinde yeni keşfettiği yalın bir hakikat gibi. — Üniversite borcunu ödemeni istemiyorum —diye devam etti—. Ben halledeceğim. Beni vasiyetnameden çıkarmak istersen de bunu anlayışla karşılarım. Ali birkaç saniye boyunca kızı süzdü. — 6 ay önce vasiyette gerçekte neyi değiştirdiğimi bilmek ister misin? Leyla tereddüt etti. — Yalnızca anlatmak istersen. — Seni o zaman eklemedim listeye. Sen daha 11 yaşındayken oradaydın zaten. Leyla taş kesildi. — 11 mi? — Evet. — Ve bunu bana hiç söylemedin mi? — Henüz hayatta olan birinin parasını bekleyerek büyümeni istemedim. — Peki o zaman neyi değiştirdin? — Bir gün hakkın olan payı ne şekilde alacağını düzenledim. Tamamı senin adına korunacak. Hiç kimse o parayı senin yerine yönetemeyecek, teminat olarak gösteremeyecek ya da ele geçirme umuduyla yanına yaklaşamayacak. Leyla durumu hemen anladı. — Bunu Murat yüzünden yaptın. — Hoşuma gitmeyen bazı işaretler görmeye başladığım için yaptım. — Ve sana söylediklerimden sonra bile kararından vazgeçmedin mi? Ali son derece dürüsttü. — Vazgeçmeyi düşündüm. Leyla bakışlarını yere indirdi. — Ama yapmadım. — Neden? Ali masanın üzerindeki fotoğrafı eline aldı. — Çünkü sınır çizmekle intikam almak aynı şey değildir. Leyla elleriyle yüzünü kapatıp hıçkırıklara boğuldu. Bu kez kollarını açan taraf Ali oldu. Genç kız mutfağı adımlayıp ona sımsıkı sarıldı. Aralarındaki bağ bir gecede eski haline dönmedi elbette. Leyla bütün yaz boyunca çalıştı ve ilk kalıcı iş sözleşmesini imzaladığında, üniversitenin son borcunu tamamen kendi kazandığı parayla kapattı. Ali gizlice gidip faturayı ödemedi. Onu kurtarmaya ihtiyacı yoktu. Onun kendi ayakları üzerinde büyüdüğünü görmeye ihtiyacı vardı. Murat hayatında kalmaya devam etti, fakat çok farklı bir şekilde. Leyla onu gözünde büyütmeyi bıraktı. Murat da, en azından bir süreliğine, tutamayacağı büyük sözler vermekten vazgeçti. Vasiyetname konusunu bir daha asla açmadı. Ali, Leyla’dan iki adam arasında bir seçim yapmasını hiçbir zaman istemedi. Hiçbir yarışı kazanmak gibi bir derdi yoktu. Aylar sonra, Ali’nin doğum gününde Leyla ona ince uzun bir kutu hediye etti. İçinde, ilkokul gösterisine ait o eski fotoğraf vardı; özenle restore edilmiş ve çerçevelenmişti. Arka yüzüne ise tek bir cümle yazılmıştı: “Kimsenin bakmadığı anlarda bile yanımda olduğun için teşekkür ederim baba.” Ali çerçeveyi çalışma masasının üzerine yerleştirdi. O fotoğrafa her baktığında, pencere kenarında bir umutla bekleyen o 8 yaşındaki küçük kızı ve 14 yıl sonra bir kare fotoğraftan çekilmesini isteyen o genç kadını hatırladı. İkisi de Leyla’ydı. Biri birinin çıkıp gelmesine muhtaçtı. Diğeri ise bunca yıldır kimin gerçekten yanında olduğunu anlayabilmek için önce hata yapmak zorundaydı. Murat ona sadece soyadını vermişti. Ali ise hayatını, varlığını vermişti. Ve Leyla, kan bağı ile gerçek sadakati bir anlığına birbirine karıştırmış olsa da; bir ailenin mezuniyet törenlerinde, miraslarda ya da banka havalelerinde kanıtlanamayacağını nihayet öğrenmişti. Aile olmak; kimsenin alkışlamadığı, kimsenin fotoğraf çekmediği o sıradan günlerde bile birinin arkasını dönmeyip orada kalmayı seçmesiyle kanıtlanırdı.