51 milyon lira bağış yapmak için bir huzurevine gitmiştim

Bölüm 3: Gerçek mahkemeye taşındığında, bütün ülke sarsıldı. Gazetelerde şu başlık yer aldı: Ünlü bir otel zinciri sahibinin annesi, 40 yıl boyunca hayatta olmasına rağmen “ölü” ilan edilmişti. Kader Hanım artık hayatta değildi, ama onun adına kurulan vakıflar, aldığı ödüller ve yaptığı bağışların parıltısı bir anda yok oldu. Mehmet Kaplan yaşlanmıştı ama hâlâ kurnazdı. Yine de eski banka kayıtları, doktorun notları, huzurevi dosyaları ve o mektuplar onun kaçmasını imkânsız hâle getirdi. Arda mahkemede hiçbir gösteri yapmadı. Sadece annesinin tekerlekli sandalyesini tuttu ve sakin bir şekilde şunu söyledi: “Ben intikam istemiyorum… Ben kimliğini geri istiyorum. Bu dünya annemi ‘deli, kimsesiz ve sahipsiz’ olarak yazdı. Artık onun adı ‘Şenay Kemal Yılmaz’ olarak anılsın.” Şenay Hanım bazen her şeyi anlıyordu, bazen ise hafızasının sisinde kayboluyordu. Ama hâkimin haklarını iade ettiği gün, başını kaldırıp Arda’ya baktı ve çok hafif bir gülümseme gösterdi. O gülümsemede 40 yıllık bir esaretin kırılışı vardı. Arda annesini İstanbul’daki Boğaz manzaralı evine götürdü. Ama ilk gece bir şey fark etti—annesi lüks odalardan değil, karanlıktan korkuyordu. Onun odasının penceresini büyüttürdü. Beyaz tül perdeler taktırdı. Küçük bir saksıya fesleğen koydu. Ve eski bir radyo buldu—içinde Türk sanat müziği çalan… Doktorlar, hemşireler, fizyoterapistler hep yanındaydı. Ama Şenay Hanım en çok, Arda yanında oturup sütlaç yerken mutlu oluyordu. Çünkü hatırlıyordu… Küçük Arda’nın, sıcak sütlacı üfleyerek yediği o anları. Bir gece, Şenay Hanım onun saçlarını okşarken şöyle dedi: “Ben kaybolmadım… sadece yolumu kaybettim.” O an Arda, içindeki öfkenin ilk kez hafiflediğini hissetti. Kader’in çaldığı yıllar geri gelmeyecekti. Ama geriye kalan şey, her şeyden daha değerliydi. Arda, Ankara dışındaki o eski huzurevini satın aldı. Rutubetli duvarlar yıkıldı. Yeni odalar yapıldı. Her yaşlının gerçek kimliğini bulmak için özel bir ekip kuruldu. Ve giriş kapısına büyük harflerle şu isim yazıldı: “Şenay Evi” Açılış günü hiçbir siyasetçi çağrılmadı. Kurdeleyi Arda değil, annesi kesti. Şenay Hanım’ın elleri titriyordu, bu yüzden Arda onun elini tuttu. Oradaki yaşlılar alkışladığında Şenay Hanım’ın gözleri doldu. Ama o kalabalığa değil… Sadece oğluna baktı. O akşam yağmur yağıyordu. Arda annesini verandaya çıkardı. Yağmur damlalarının sesi arasında Şenay Hanım onun gömlek yakasını düzeltti. Sanki yeniden 5 yaşındaydı. Ve fısıldadı: “Eğer seni yine kaybedersem… seni 40 yıl daha ararım.” Arda annesinin elini alnına koydu. O an anladı— Yedi otel, lüks arabalar, büyük evler, milyonlar… Hepsi küçüktü. Asıl servet… Kırık camlı bir huzurevinde, bir tekerlekli sandalyede oturup 40 yıl boyunca onun adını fısıldayan o kadındı.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.