Adım Esra
Hastaneye nasıl gittiğimi hatırlamıyorum. Koridorda koşarken kalbim parçalanıyordu. Doktorun gözlerine baktım… hiçbir şey demeden her şeyi anlattı zaten: “Başınız sağ olsun.” O an… içimde bir şey sustu. Cenazede herkes yanımdaydı ama ben kimseyi görmüyordum. Sadece tabuta bakıyordum. “Bu o değil” diyordum içimden. “Birazdan kalkacak…” Kalkmadı. Eve döndüğümde her şey yerli yerindeydi. Terlikleri kapının önünde… kupası masada… yastığında kokusu… Ama o yoktu. Günler geçti. Konuşmayı bıraktım. Yemek yemeyi bıraktım. Sadece onun son mesajını okuyordum: “Akşam erken gelirim ❤️” Gelmedi. Bir gece… dayanamadım. Telefonunu elime aldım. Açtım. Fotoğraflarımıza baktım… mesajlarımıza baktım… Sonra fark ettim. Kazadan birkaç dakika önce… birine mesaj atmıştı. Numara kayıtlı değildi. Ellerim titreyerek mesajı açtım. Ve o an… ikinci kez yıkıldım. Çünkü yazan şey… sandığım gibi değildi. Bu gerçeği fark ettikten günler sonra, cesaretinizi toplayıp o numarayı aradınız. Karşıdaki ses, eşinizin günlerdir ne kadar heyecanlı olduğunu ve yüzüğü titizlikle seçtiğini anlattı.Yüzük artık parmağınızda. O mesaj, sandığınız gibi bir ihanetin veya gizli bir hayatın değil; size olan sonsuz sevgisinin, sadakatinin ve son nefesinde bile sadece sizi mutlu etmek istediğinin en acı, ama en net kanıtıydı. O sizi asla terk etmedi, sadece size olan aşkını bir ömür boyu kalbinizde taşımanız için bu dünyadan erken ayrılmak zorunda kaldı.