Anne verdiği ders

Çocuklarıma sağlığımın kötüye gittiğini söyledikten sonra, özlediğim o sevgi dolu aile gibi davranarak hemen eve koştular. Ama bir gece, öldükten sonra evimin kime kalacağı konusunda tartıştıklarını duydum; ben de ertesi sabah, onlara asla unutamayacakları bir ders vermek için hepsini akşam yemeğine davet ettim! Kocam genç yaşta öldükten sonra altı çocuğumu tek başıma büyüttüm.Babalarını toprağa verdiğimizde Deniz 12 yaşındaydı. Cansu on yaşındaydı. Murat sekizindeydi. Lale altı, Tarık dört yaşındaydı. Berat ise henüz kucağıma tırmanıp, yumruğunu kazağıma gömerek orada uyuyakalacak kadar küçüktü. Çocuklarımın ihtiyaç duyduğu her şeye sahip olabilmesi için çift vardiya çalıştım, tatilleri pas geçtim ve kendimden kıstım. Her zaman yorgundum. Ama evimiz hayat doluydu. Kocam genç yaşta öldükten sonra altı çocuğumu tek başıma büyüttüm. Sonra çocuklar büyüdü. İlk başlarda beni hâlâ düzenli olarak ziyaret eder, sık sık arar ve her bayramı benimle geçirirlerdi. Sonra aramaları seyrekleşti ve ziyaretler kısaldı. Erken gitmek zorunda olmalarının, aramayı unutmalarının veya bayramlara gelememelerinin hep bir sebebi vardı ve duyduğumda her sebep bana mantıklı geliyordu. Onları kendilerine dolu dolu hayatlar kursunlar diye yetiştirmiştim. Kendi kendime bunun işimi iyi yaptığımın bir göstergesi olduğunu söylüyordum. Ama ev gittikçe daha da sessizleşiyordu. Sonra aramaları seyrekleşti ve ziyaretler kısaldı. Birkaç hafta önce mutfağımda dururken, altı çocuğumun birden en son ne zaman aynı çatı altında olduğunu hatırlayamadığımı fark ettim. Bu düşünce içimde bir şeyleri kırdı. Tezgaha yaslandım ve yıllardır ağlamadığım kadar ağladım. Onları özlemiştim. Bayramlardaki o kibar hallerini ya da hoparlördeki aceleci seslerini değil; birbirleriyle kıyasıya kavga ettikleri kadar birbirlerini delicesine seven o gürültülü, darmadağınık ailemi özlemiştim. Bu yüzden gurur duymadığım bir seçim yaptım. Altı çocuğumun birden en son ne zaman aynı çatı altında olduğunu hatırlayamadığımı fark ettim. Hepsine aynı mesajı gönderdim. "Sağlığım kötüleşti. Ne kadar vaktim kaldı bilmiyorum. Çok geç olmadan lütfen beni görmeye gelin." Bu bir yalandı; daha doğrusu ne yaptığını bilmesi gereken bir kadının çaresizlik anındaki çırpınışıydı. Ama işe yaradı. Hemen geldiler. Ertesi akşam, evim yeniden dolmuştu. Bu bir yalandı. Kızlarım benim için yemek pişirdi, oğullarım ise evde aylardır yarı bozuk duran şeyleri tamir etti. Bana sarıldılar ve bir şeye ihtiyacım olup olmadığını sordular. İki gün boyunca aileme yeniden kavuşmuştum. Ama üçüncü gece her şey değişti. Susayarak uyandım. Bir bardak su almak için aşağı indiğimde alt kattan gelen sesler duydum. Aileme yeniden kavuşmuştum. Önce Deniz'in sesini tanıdım: "Ev eşit olarak bölüşülmeli." "Bu çok saçma," diye çıkıştı Lale. "Annem yıllar önce birikimlerini bana söz vermişti." "Zaten artık neredeyse hiçbir şey hatırlamıyor," diye mırıldandı Cansu. "Onu imza atmaya ikna edebiliriz." Bir an için yanlış anladığımı sandım. Hâlâ tam uyanamadığımı düşündüm. Sonra Murat konuştu: "İşler sarpa sarmadan önce bunu çözmemiz lazım." Donakaldım. Yanlış anladığımı sanmıştım. Sanki ben zaten ölmüşüm gibi evim, param, takılarım ve eşyalarım hakkında tartışmaya devam ettiler. Bir noktada Berat, "Belki de bunu şu an yapmamalıyız," dedi. Ama odadan çıkmadı. Kimse çıkmadı. İçimde bir şeyler buz kesti ve katılaştı.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.