Annem, iki yüz davetlinin önünde bana ait olan 28 milyon liralık villayı
O telefon konuşmasını duyduğum gece neredeyse hiç uyumadım. Sabah olduğunda gözlerim yanıyordu. Ama içimdeki öfke artık yerini başka bir şeye bırakmıştı. Soğukluğa. Çünkü sonunda anlamıştım. Annem beni sevmiyordu demiyorum. Ama bana saygı duymuyordu. Ve saygının olmadığı yerde sevgi de uzun süre yaşayamazdı. İki gün sonra şirketten erken çıktım. Arabamı villanın önüne park ettim. Kapıdan içeri girerken salondan kahkahalar duyuluyordu. İçeri girdiğimde annem, Sofia ve iki organizasyon şirketi çalışanı oturuyordu. Masanın üzerinde planlar vardı. Bahçe krokileri. Masa düzenleri. Davetli listeleri. Sanki ben ev sahibi değilmişim gibi. Annem bana baktı. “Tam zamanında geldin.” Çantamı bıraktım. “Neden?” Kadınlardan biri heyecanla konuştu. “Hanımefendi, yüz seksen sekiz kişilik oturma planını tamamladık.” Yüz seksen sekiz kişi. Benim evimde. Annem sanki bu çok normalmiş gibi başını salladı. Sonra bahçeyi gösterdi. “Şu ağacı kestirmemiz gerekecek.” Kalbim duracak gibi oldu. “Ne dedin?” “Şu zeytin ağacı.” Bahçedeki ağacı işaret etti. O ağaç benim için özeldi. Boşandıktan sonra taşındığım ilk hafta dikmiştim. Hayatımın yeniden başladığı günü temsil ediyordu. Annem omuz silkti. “Fotoğraf alanını kapatıyor.” O an ayağa kalktım. Odadaki herkes sustu. İlk kez sesimi yükselttim. “O ağaç kesilmeyecek.” Annem bana baktı. Yüzünde hafif bir şaşkınlık vardı. Ama sadece birkaç saniye sürdü. Sonra gülümsedi. O sahte gülümseme. “Elena, hayatım…” “Hayır.” Salonda ölüm sessizliği oluştu. “Kesilmeyecek.” Annem gözlerini kıstı. Ama misafirlerin önünde tartışmak istemedi. Bu yüzden konuyu kapattı. Fakat gözlerinde bir şey gördüm. Öfke. Gerçek öfke. O gece güvenlik kameralarını tekrar izledim. Ve kader herhalde bana yardım etmeye karar vermişti. Çünkü yeni bir kayıt vardı. Annem ve Sofia yine salondaydı. Ben işteydim. Sofia gergin görünüyordu. “Anne, Elena son günlerde farklı davranıyor.” Annem küçümseyerek güldü. “Bırak uğraşsın.” “Ama ya düğünden önce sorun çıkarırsa?” Annem kahvesini bıraktı. Sonra öyle bir şey söyledi ki kanım dondu. “Çıkaramaz.” “Neden?” “Çünkü herkes davet edildi.” Durdu. Sonra devam etti. “Eğer şimdi geri çekilirse bütün aileyi rezil eder.” Sofia sessizleşti. Annem tekrar konuştu. “Elena insanlara kötü görünmekten korkar.” O an ekrana bakarken yumruğumu sıktım. Hayatım boyunca beni nasıl manipüle ettiğini ilk kez bu kadar net görüyordum. Suçluluk. Baskı. Utandırma. Ve şimdi de sosyal baskı. Ama annemin bilmediği bir şey vardı. Bu kez korkmuyordum. Ertesi gün avukatımı aradım. Kemal Bey. Yıllardır tanıdığım sakin bir adamdı. Beni ofisine çağırdı. Tüm kayıtları götürdüm. Videoları izledi. Ses kayıtlarını dinledi. Hiçbir şey söylemedi. Son kayıt bitince gözlüğünü çıkardı. Ve bana baktı. “Ne yapmak istiyorsunuz?” Birkaç saniye düşündüm. Sonra cevap verdim. “Henüz bilmiyorum.” Kemal Bey başını salladı. “Ama hazırlıklı olmak istiyorsunuz.” “Evet.” Bir dosya çıkardı. “Öyleyse başlayalım.” Sonraki haftalar boyunca sessizce çalıştık. Evimin tapu kayıtları. Mülkiyet belgeleri. Kamera görüntüleri. Yedek anahtar kullanımları. Her şey. Her şeyi dosyaladık. Annem hâlâ hiçbir şeyden habersizdi. Tam tersine. Kendini daha da güçlü hissediyordu. Bir akşam beni aradı. Sesi neşeliydi. “Elena.” “Evet?” “Düğüne İstanbul’un önemli ailelerinden bazıları da geliyor.” Sessiz kaldım. “Ne güzel.” Annem heyecanlandı. “Herkes villaya hayran kalacak.” Villaya. Bana değil. Sofia’ya değil. Aileye değil. Villaya. Çünkü annem için bu düğün hiçbir zaman aşk hikâyesi değildi. Bu bir gösteriydi. Bir statü gösterisi. Bir güç gösterisi. Ve o gücün sahibi olduğunu düşünüyordu. Ama gerçek güç bazen sessiz kalabilmektir. Bir hafta sonra tesadüfen çok daha büyük bir sırrı öğrendim. Aslında buna tesadüf demek doğru olmaz. Belki kaderdi. Belki de Tanrı bana son parçayı gösteriyordu. O gün Sofia beni kahve içmeye çağırdı. İlk başta şaşırdım. Çünkü son aylarda neredeyse hiç yalnız konuşmamıştık. Gittim. Bir kafede buluştuk. Sofia gergindi. Sürekli elleriyle oynuyordu. Sonunda sordum. “Neyin var?” Başını kaldırdı. Sonra tekrar indirdi. Bir şey söylemek istiyordu. Ama korkuyordu. Dakikalar geçti. Sonunda dudakları titredi. “Elena…” “Evet?” Murat’ın adını duyduğum anda bir şeylerin ters gittiğini anladım. “Murat hakkında bazı şeyler öğrendim.” Kalbim hızlandı. “Ne gibi?” Gözleri doldu. “Sanırım bana yalan söylüyor.” Bir anda bütün dikkatimi topladım. “Ne oldu?” Sofia derin nefes aldı. Sonra telefonunu bana uzattı. Ekranda bir fotoğraf vardı. Murat. Ve başka bir kadın. Bir restoranda. Birbirlerine sarılıyorlardı. İçimden kötü bir his geçti. “Bu ne zaman çekildi?” “Dün gece.” Sessizlik. Sofia ağlamaya başladı. “Belki açıklaması vardır.” Ama sesindeki kırılmayı duyabiliyordum. Kendisi bile buna inanmıyordu. Telefonu tekrar elime aldım. Fotoğrafa yaklaştım. Sonra başka bir ayrıntı gördüm. Kadının yüzü tanıdıktı. Çok tanıdıktı. Birkaç saniye düşündüm. Sonra aniden hatırladım. Kadın annemin yakın arkadaşlarından birinin kızıydı. Ve Murat’ın ona sarılış şekli… Bu yeni başlayan bir ilişkiye benzemiyordu. Bu çok daha eskiydi. Sofia hıçkırdı.