Annem Süt Almaya Diye Evden Çıktı

Dosyanın içinde son bir belge daha vardı. Noter onaylı bir evrak. Annem, ölümünden önce sahip olduğu küçük arsayı benim adıma bırakmıştı. Arsanın yıllar içinde şehir merkezinde kaldığını ve ciddi değer kazandığını öğrendim. Ama beni asıl etkileyen para değildi. Dosyanın en altında eski, yıpranmış bir makbuz vardı. Babam üniversiteyi bıraktığı gün okul harcını geri almamıştı. Görevli "Belki bir gün geri dönersiniz." dediğinde, "Benim diplomam artık oğlum olacak." diye cevap yazdırmıştı. O satırı okuyunca dizlerimin bağı çözüldü. Çünkü hayatım boyunca onun hayalini yarıda bıraktığını düşünmüştüm. O ise beni hayali olarak görmüştü. Aylar sonra annemin mezarını buldum. Yanına babamın en sevdiği beyaz papatyalardan bıraktım. İki mezarın arasında uzun süre sessizce oturdum. İlk kez ikisine de aynı anda konuşuyordum. "Artık gerçeği biliyorum." Sonra babamın mezarına döndüm. Elimi soğuk mermerin üzerine koydum. "Affedilecek hiçbir şey yok baba." Aradan bir yıl geçti. Babamın bana bıraktığı arsayı satmadım. Üzerine, maddi imkânsızlıklar yüzünden eğitimini bırakmak zorunda kalan gençlere burs sağlayan küçük bir vakıf kurdum. Vakfın girişindeki tabelada tek bir cümle yazıyor: "Her ağrıyan kas buna değdi... Babamın Böceği için." Her yıl burs kazanan öğrencilerle buluştuğumda babamın yıpranmış botlarını cam bir vitrinin içinde görüyorum. Kimse onların neden sergilendiğini bilmiyor. Ama ben biliyorum. O botlar yalnızca bir işçinin ayakkabıları değildi. Bir babanın yarım kalan hayallerinin, sessiz fedakârlığının ve evladına duyduğu sonsuz sevginin en büyük kanıtıydı. Ve o gün anladım ki insanı gerçekten zengin yapan şey, geride bıraktığı para değil; uğruna hiç düşünmeden vazgeçtiği hayallermiş.