Annemin hastane masraflarını ödeyebilmek için

BÖLÜM 1 Kendimi 600 bin liraya sattım. İşte acı ve iğrenç gerçek buydu. Annemi kurtarmak için hayatımı ve özgürlüğümü elleri olmayan bir adama verdim. Ama o evdeki gerçek canavarın, düğün gecesi odama girecek olan kişinin ellerinin sapasağlam olduğunu asla hayal etmemiştim. Bazı günler vardır ki yoksulluk insanı açlıkla değil, bir kâğıt parçasıyla vurur. O kasım akşamını çok iyi hatırlıyorum. Kasabamızın sokaklarında hâlâ taze pişmiş kestane ve yağmur kokusu dolaşıyordu ama ben devlet hastanesinin veznesinin önünde durmuş, ayaklarımın altındaki zeminin kaydığını hissediyordum. Annem Emine Hanım’ın acilen diyalize girmesi gerekiyordu. Yıllarca sabah namazından önce kalkıp beni okutabilmek için gözleme ve börek satarak çalışan kadının böbrekleri artık iflas etmişti. Devlet hastanesi bazı masrafları karşılıyordu ama gerekli özel ilaçları ve acil tedaviyi kapsamıyordu. Önümüzde yüz binlerce liralık bir borç vardı. Ben ise pazarda paça kısaltıp dikiş diken 32 yaşında sıradan bir terziydim; eve dönecek minibüs parasını bile zor buluyordum. İşte tam o koridorda, elimde buruşturulmuş reçeteyle gözyaşlarımı tutmaya çalışırken Neriman Hanım yanıma yaklaştı. Kasabanın en saygın dul kadınlarından biriydi. Bölgenin en büyük kereste atölyesi ve mobilya dükkânı ona aitti. Hep siyah giyer, bileğinde gümüş tespihini taşırdı. Yüzündeki o sakin ve merhametli ifade herkesi kandırabilecek kadar masumdu. Bana yumuşak bir sesle, sanki dua ediyormuş gibi konuştu. Acımı anladığını, iyi bir evlat olduğumu bildiğini söyledi. Yardım etmek istediğini de ekledi. Ama bu dünyada zenginler karşılıksız iyilik yapmazdı. “Küçük oğlum Murat dört yıl önce atölyede korkunç bir kaza geçirdi,” dedi gözlerini gözlerime dikerek. “İki elini de kaybetti. O günden beri insan içine çıkmıyor. Ona sadık, iyi kalpli bir eş lazım. Lüks peşinde koşmayacak biri… Eğer onunla evlenir ve bakımını üstlenirsen annenin bir gün bile ilaçsız kalmasına izin vermem.” İçim buz gibi oldu. Hayatımı tanımadığım birine satmak… Ama annemi o hastane odasında, makinelere bağlı, yüzü bembeyaz yatarken görünce başka seçeneğim olmadığını anladım. Neriman Hanım’ın önüme koyduğu uzun sözleşmeyi tek satırını bile okumadan imzaladım.Birkaç gün sonra belediyede nikâhımız kıyıldı. Ardından Neriman Hanım bütün kasabaya gösteriş yapmak için büyük bir düğün verdi. İnsanlar pilavlar, kebaplar yiyip halay çekerken bana ne kadar şanslı olduğumu söylüyordu. Murat ise bütün gece tekerlekli sandalyesinde sessizce oturdu. Gömleğinin boş kolları sallanıyor, bakışları sürekli yere kayıyordu. Bir canavar gibi görünmüyordu; sadece kırılmış bir adam gibiydi. Kâbus ise aynı gece başladı. Neriman Hanım beni evlilik odamıza götürdü. Elime tarçın kokulu sıcak bir süt verdi. “İç kızım,” dedi tatlı bir sesle. “Bugün çok ağladın. Rahat uyumana yardımcı olur.” Kapıyı kapattığında Murat odanın köşesinden bana korkuyla baktı. “İçme onu,” diye fısıldadı boğuk sesiyle. “Dök gitsin.” Ama ben o kadar yorgun ve sersemlemiştim ki çoktan birkaç büyük yudum almıştım bile. Onu dinlemedim ve kendimi yatağa bıraktım. Saatler sonra boynumda hissettiğim sıcak nefesle uyandım. Oda karanlıktı. Büyük ve nasırlı bir el geceliğimin altına girip beni sertçe kavradı. Uyuşmuş zihnim birkaç saniye sonra gerçeği fark etti. Murat’ın eli yoktu! Gözlerimi korkuyla açtım. Ay ışığının vurduğu yüzü görünce çığlık atacaktım. Beni yatağa bastıran kişi kayınbiraderim Cemil’di; Neriman Hanım’ın büyük oğlu. Dehşet içinde yere baktım. Murat yerde yatıyordu. Ağzına kirli bir bez tıkılmıştı, çaresizce kıvranıyordu ama kendini savunamıyordu. Var gücümle bağırmaya çalıştım fakat Cemil ağzımı eliyle kapattı. Yüzünde hastalıklı bir gülümseme vardı. Ve o anda başıma gelecek şeyin korkusuyla donup kaldım…
Copyright © 2015. All Rights Reserved.