Annemle babam öldükten sonra beni dayım büyüttü

SON. Oynatma tuşuna bastım. Dayımın sesi duyuldu. “Nilay, buraya kadar geldiysen artık her şeyi biliyorsun.” Ağlamaya başladım. “Ben yıllarca Vedat’tan korktum. Ama kendim için değil, senin için. Sen dört yaşındaydın. Seni öldürmeye çalışmış insanların hâlâ güçlü olduğunu biliyordum. Bu yüzden sustum.” Bir süre sessizlik oldu. Sonra sesi titredi. “Ama senden sakladığım en büyük şey bu değil.” Başımı kaldırdım. “Baban kazadan önce bana, eğer başına bir şey gelirse belgeleri ortaya çıkarmamı söyledi. Ben yapamadım. Korktum. Ve bunun utancını yirmi iki yıl taşıdım.” Gözlerimi kapattım. Dayımın kusursuz olmadığını ilk kez görüyordum. Ama ses kaydı devam etti. “Sonra sana baktım. Hastanede küçücük bedeninle mücadele ediyordun. Doktorlar yürüyemeyebileceğini söylediklerinde bile ağlamıyordun. Elimi tutup annene ne zaman geleceğimizi soruyordun.” Sesinin kırıldığını duydum. “İşte o gün karar verdim. Belki dünyayı kurtaracak kadar cesur değildim. Ama seni büyütecek kadar cesur olabilirdim.” Artık hıçkırarak ağlıyordum. “Beni affet demeyeceğim, Nilay. Yalnızca şunu bilmeni istiyorum. Seni hayatım boyunca bir borç gibi görmedim. Seni seçtim. Her sabah yeniden seçtim.” Kayıt burada birkaç saniye sustu. Sonra son cümlesi geldi. “Ve şimdi sıra sende. Gerçeği ne yapacağına sen karar vereceksin.” Belgeleri savcılığa teslim ettim. Aylar süren soruşturmanın ardından eski dosya yeniden açıldı. Vedat Sancak gözaltına alındı. Yıllardır kapalı kalan bazı dosyalar da onunla birlikte yeniden incelenmeye başladı. Ama benim için asıl mesele onun tutuklanması değildi. Bir akşam Cevdet Dayımın mezarına gittim. Sandalyemi mezar taşının yanına kadar sürdüm. Yanımda o eski mektup vardı. “Bana yalan söyledin,” dedim. Rüzgâr ağaçların arasından geçiyordu. “Ve buna çok kızdım.” Bir süre sustum. “Fakat şimdi nedenini biliyorum.” Elimi mezar taşına koydum. “Sen annemin ve babamın yerini doldurmadın, dayı. Çünkü kimsenin yerini doldurmak zorunda değildin. Sen benim hayatımda kendine ait bir yer yaptın.” Gözlerim doldu ama bu kez ağlamadım. Çünkü ilk kez o geceyi düşündüğümde aklıma yalnızca kaybettiklerim gelmiyordu. Beni kucağına alıp karanlık ormana taşıyan genç bir adamı da görüyordum. Korkmasına rağmen beni bırakmayan bir adamı. Yıllarca kusursuz sandığım Cevdet Dayımın aslında kusursuz olmadığını öğrenmiştim. Ama belki sevginin değerini artıran şey de buydu. Cesaret, hiç korkmamak değildi. Bazen insanın korkusuyla birlikte yaşamaya devam etmesi, her sabah kalkıp sevdiği insan için yeniden mücadele etmesiydi. Mektubu mezarın üzerine bıraktım. Tam ayrılacakken arkasındaki son satırı fark ettim. Daha önce görmemiştim. Cevdet Dayım küçücük harflerle şunu yazmıştı: “Annen son nefesinde senden vazgeçmedi. Ben de hayatım boyunca vazgeçmedim. Şimdi sen de kendinden vazgeçme.” O cümleyi okuduğumda ilk kez geçmişimin yalnızca bir trajediden ibaret olmadığını anladım. Ben bir kazadan sağ kurtulan küçük kız değildim artık. Beni korumak için son nefesine kadar mücadele eden bir annenin ve korkusuna rağmen yirmi iki yıl boyunca yanımda kalan bir adamın bıraktığı hayatı taşıyordum. Ve bazı aileler aynı soyadını taşıdıkları için değil, en zor anda birbirlerini bırakmamayı seçtikleri için aile oluyordu.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.