Annenin Kızının
Kızımın dünyasının her köşesini bildiğimi sanırdım, özellikle onu kaybettikten sonra. Yanılmışım; gerçek, neredeyse görmezden geldiğim bir telefon görüşmesiyle başladı. Kendi evladını toprağa vermenin acısını kimsenin yaşamasını istemem. Zeynep 13 yaşında vefat ettiğinde, bu sadece hayatımda boş bir alan bırakmadı; her şeyi “öncesi” ve “sonrası” olarak ikiye böldü. Hastalığından öncesi. Ondan sonrası. O gittiği an, benim de bir parçam yok oldu. Yatak odasına hiç dokunmadım. Zeynep’in gri hırkası hâlâ çalışma masasının sandalyesinin arkasında asılıydı. Pembe spor ayakkabıları kapının yanında duruyordu; uçları, sanki onları aceleyle ayağından fırlatmış da birazdan içeri dalıp “Anne, kızma ama…” diyecekmiş gibi içeri dönüktü. Ama hiç dönmedi. Günler birbirine karıştı. Saatlere bakmayı bıraktım, telefonlara cevap vermeyi kestim. Apartmanımın dışındaki dünya dönmeye devam ediyordu ama benim dünyam durmuştu. Sonra, bir Salı sabahı telefonum çaldı.Cevap vermeden önce uzun süre telefona baktım. Neredeyse telesekretere düşmesine izin verecektim ki arayanın Zeynep’in ortaokulu olduğunu fark ettim. Telefonu açarken içimi saçma bir umut ışığı kapladı. “Hanife Hanım?” dedi bir kadın yumuşakça. “Ben Hülya Öğretmen, Zeynep’in Türkçe öğretmeni. Böyle aradığım için özür dilerim ama… okula gelmeniz gerekiyor.” Dizlerimin bağı neredeyse çözülüyordu. “Neden?” Bir saniyelik bir sessizlik oldu. “Zeynep dolabında bir şey bırakmış. Bugüne kadar haberimiz yoktu. Üzerinde sizin adınız yazıyor.” Anahtarlarımı aldığımı, evi kilitlediğimi veya oraya nasıl sürdüğümü hayal meyal hatırlıyorum. İçinde kızım yokken okul, can yakıcı derecede yabancı geliyordu. Koridor, dolapların yanında duran Hülya Öğretmen ve rehber öğretmen Murat Bey dışında sessiz ve boştu. İkisi de ağlamış gibi görünüyordu. Ayak seslerim fayans zeminde çok yüksek yankılanıyordu. Yanlarına vardığımda, Hülya Öğretmen öne çıktı ve bana bir zarf uzattı. Zarfı alırken ellerim titriyordu. Ön yüzünde Zeynep’in el yazısıyla iki kelime yazılmıştı. “ANNEM İÇİN.” İçinde ne olduğunu bilmediğim bir korkuyla zarfı dikkatlice açtım. Sadece tek bir not vardı. “Sana verdiğim bir sözü gizli tuttum… Ama bunu seni sevdiğim için yaptım.” Notun altında, bizim daireden birkaç kilometre ötedeki küçük bir kiralık deponun adresi vardı. Kafamı kaldırdım, kafam karışmıştı ve nefes almakta zorlanıyordum. “Anlamıyorum…” Hülya Öğretmen bana küçük bir anahtar uzatırken sesini alçalttı. “Zeynep bunu saklamamı istemişti. İçeridekini gördüğünde anlayacağınızı söylemişti.” Yavaşça başımı salladım ama hiçbir şey mantıklı gelmiyordu