BABASI, DOĞUŞTAN KÖR OLAN KIZINI BİR DİLENCİYLE EVLENDİRDİ
"İyiyim," dedi Şahika. Sesi artık bir yaprak gibi titremiyordu; aksine, fırtınayı geride bırakmış bir ağacın köklerindeki o derin sakinlik vardı sesinde. "Yıllardır o evin içinde bir gölge gibi yaşamıştım Selim. Bugün ilk kez o kapıdan arkama bakmadan yürüdüm." Selim onun parmaklarını kenetledi ve elini nazikçe cebindeki pirinç anahtara götürdü. Soğuk metal, Şahika’nın avucunda adeta yeni bir hayata verilen bir söz gibi ısındı. Kasabanın gürültüsünden ve o kasvetli evden uzaklaşırken, arkalarında bıraktıkları tek şey bir babanın pişmanlıkla gölgelenmiş sevgisiz sessizliğiydi. Yol boyunca esen rüzgâr Şahika’nın saçlarını dalgalandırdı. Artık bir belirsizliğin içinde değil, Selim’in adımlarına rehberlik eden hakiki bir sevginin yanında yürüyordu. Saatler süren yolculuğun sonunda durduklarında, havadaki koku tamamen değişmişti. Ahşap, kurutulmuş lavanta ve çocukluğundan hatırladığı o taze sabun kokusu sarıyordu etrafı. "Geldik mi?" diye sordu fısıltıyla. Selim anahtarı kilide soktu. Eski ahşap kapı, yılların uykusundan uyanırcasına hafif bir gıcırtıyla açıldı. "Geldik Şahika. Burası senin yuvan." Şahika eşikten içeri adımını attığı an, zihninde yıllardır kayıp olan o en büyük parça yerine oturdu. Annesinin varlığı duvardaki taşların serinliğinde, pencerelerden içeri dolan rüzgârın fısıltısında dipdiriydi. Selim onu bahçeye açılan geniş ahşap verandanın kenarına getirdi. Güneşin tatlı sıcaklığı yüzüne vururken, Şahika elini göğsüne bastırdı. Artık ne dünyayı görmeyen gözlerine kırgındı ne de sevgisiz geçen yıllarına. Annesinin mektuptaki son cümleleri zihninde berrak bir melodi gibi yankılandı: “İnsanların sana biçtiği değere inanma... Kalbin, senden çok daha fazlasını görebilir.” Şahika yüzünde huzurlu bir tebessümle Selim’e döndü. Elini uzatıp adamın yüzünün hatlarında gezdirdi; sakallarını, yanaklarını ve gözlerindeki o kırılgan şefkati dokunarak hissetti. "Biliyor musun?" dedi, yanağındaki son gözyaşı damlası rüzgârda kururken. "Ben hayatım boyunca karanlıkta olduğumu sanıyordum. Oysa karanlık benim gözlerimde değil, o evdeymiş. Bugün seninle ilk kez kendi dünyama uyandım." Selim onun ellerini tutup kalbinin üzerine koydu. "Artık hiçbir gölge seni benden ve kendi gerçeğinden ayıramaz," diye fısıldadı. Güneş gökyüzünde yükselip eski evin verandasını altın bir ışıkla doldururken, bir zamanlar başkalarının merhametine mahkûm sanılan o kız, Selim’in elini daha sıkı tuttu ve kendi özgür hayatının ilk gününe adım attı.