Beni 3 aylıkken babamın bisiklet sepetine terk eden annem
Nefes alamıyordum. Dizlerimin bağı çözülürken, “Ne diyorsun sen?” diye fısıldayabildim. “Ben seni o gece bir çöp konteynerinin yanına, soğuk betonun üzerine bıraktım,” dedi kadın, sesi acımasızca netti. İfadesinde en ufak bir merhamet kırıntısı yoktu. “Sen ağlıyordun, ben ise sadece oradan uzaklaşmak istiyordum. Kendi hayatımı mahvetmene izin veremezdim. O sırada bu adam,” diyerek iğrenircesine babamı işaret etti, “sokaktan geçiyordu. Henüz on yedi yaşında bir çocuktu. Seni o çöplükte, poşetlerin arasında bulan kişi oydu.” Beynim duyduklarımı reddediyordu. “Babam… Babam beni bulduktan sonra bana sahip çıktı. Bunda gizli olan ne? Neden buradasın?” Kadın acımasız gerçeği tüm kalabalığın önünde yüzüme çarptı: “Anlamıyor musun? O senin biyolojik baban değil! Bizim aramızda hiçbir zaman bir şey yaşanmadı. Onu hayatımda ilk kez o gece o çöplüğün başında gördüm. O sadece yoldan geçen, sana acıyan bir yabancıydı. Polisi arayıp seni çocuk esirgeme kurumuna vermek yerine, o bisikletine koyup evine götürdü. Kendi ailesine ve yetkililere senin kendi kanından, kendi canından olduğunu söyledi. Sırf seni yetimhaneye vermesinler diye, sahte bir terk edilme hikayesi uydurdu ve babalığı yalan söyleyerek üstlendi.”Dünyam etrafımda dönmeye başladı. Kulaklarım uğulduyordu. Gözlerimden yaşlar süzülürken titreyen ellerimle babama, Burak’a döndüm. Omuzları çökmüştü. Hayatımda onu ilk defa bu kadar küçük, bu kadar savunmasız görüyordum. Nasır tutmuş elleriyle yüzünü kapatmıştı.