Benim adım Elif
Bir ay sonra... Sonbahar yağmurları başlamıştı. Penceremin önünde oturmuş kahvemi içerken, karşı apartmanın çatısına düşen yağmur damlalarını izliyordum. Eskiden sessizlik beni korkuturdu. Çünkü sessizlikte hep onun yokluğunu duyardım. Şimdi ise ilk kez sessizlik bana huzur veriyordu. Telefonum çaldı. Arayan Carla'ydı. Kısa bir tereddütten sonra açtım. "Merhaba." "Merhaba Elif," dedi yorgun ama sakin bir sesle. Aramızda birkaç saniyelik sessizlik oldu. Sonra ekledi: "Küçük Elif seni görmek istiyor." Kalbim hafifçe sıkıştı. "Ona benden bahsettin mi?" "Evet." "Neler söyledin?" Carla derin bir nefes aldı. "Gerçeği." O gün öğleden sonra parka gittim. Küçük Elif salıncakta oturuyordu. Beni görünce gülümsedi. Sanki yıllardır tanıyormuş gibi el salladı. "Merhaba!" Yanına yürüdüm. "Merhaba." Küçük kız başını yana eğdi. "Annem senin de Elif olduğunu söyledi." Gülümsedim. "Evet." "Babam neden ağlıyor?" İşte o soru... Bir çocuğun sorabileceği en basit ama en ağır soru. Bir süre düşündüm. Sonra diz çöküp göz hizasına indim. "Bazen insanlar büyük hatalar yapar." "Çok mu büyük?" "Çok büyük." "Kötü biri mi?" Kafamı salladım. "Hayır." Çünkü bütün yaşananlara rağmen bunu söyleyemedim. Murat korkak biriydi. Bencil biriydi. Yalancıydı. Ama kötülük bazen başka bir şeydi. "Bazen insanlar korktukları için yanlış kararlar verirler." Küçük Elif bunu düşündü. Sonra salıncağı hafifçe salladı. "Ben büyüyünce korksam bile yalan söylemeyeceğim." Gözlerim doldu. "Umarım söylemezsin."Aylar geçti. Mahkeme süreci tamamlandı. Sahte ölüm planı nedeniyle Murat ve teyzesi çeşitli suçlardan hüküm giydi. Gazeteler birkaç gün yazdı. Sonra herkes başka haberlerle ilgilenmeye başladı. Ama benim için asıl değişim o zaman başladı. Bir gün evde eski kutularımı karıştırırken, yıllardır açamadığım bir koli buldum. İçinde hastane dosyaları vardı. Ultrason görüntüleri. Minik kıyafetler. Doğmadan kaybettiğim kızımın eşyaları. Kutuyu açınca ağlamaya başladım. Ama bu kez farklıydı. İlk kez acıdan kaçmıyordum. Onunla yüzleşiyordum. Çünkü artık biliyordum: Murat'ın ihaneti benim yasımı yıllarca dondurmuştu. Gerçeği öğrendiğim gün sadece bir yalan ortaya çıkmamıştı. Ben de yeniden yaşamaya başlamıştım.Bir yıl sonra... Aynı parkta oturuyordum. Küçük Elif koşarak yanıma geldi. Elinde yaptığı resmi uzattı. Resimde üç kişi vardı. Kendisi. Annesi. Ve ben. "Bu da sen," dedi gururla. "Ben mi?" "Evet." "Neden?" Küçük omuzlarını silkti. "Çünkü aile olmak için aynı evde yaşamak gerekmiyor." O an boğazım düğümlendi. Gökyüzüne baktım. Yıllar önce kaybettiğim eşimi düşündüm. Kaybettiğim bebeğimi düşündüm. Ve sonra önümde duran bu küçük kızı. Hayat bazen bizden çok şey alıyordu. Ama bazen beklemediğimiz yerlerden küçük parçalar da geri veriyordu. Küçük Elif elimi tuttu. "Mutlu musun?" Bir zamanlar bu soruya cevap veremezdim. Ama şimdi verebiliyordum. Gülümsedim. "Evet." "Tamamen mi?" Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. "Hayır." Sonra ona baktım. "Ama yeterince." Ve yıllardır ilk kez, bu cevabın bana yettiğini fark ettim. Çünkü bazı hikâyeler adaletle bitmez. Bazıları affetmekle de bitmez. Bazıları, yeniden yaşamayı öğrenmekle biter.