Bir trafik kazasından sonra küçük bir kız
Gözlerim doldu. Berran devam etti. "Kızınız çocuklarla ilgilenmeyi çok severdi. Bazen saatlerce masal okurdu. Benim de bir gün anne olmak istediğimi bilirdi. Bana, çocuğum olursa ona korktuğunda okuyabileceğim hikâyeler bırakacağını söylemişti." "Günce sizin kızınız mı?" "Evet," dedi. "Kazada hayatını kaybedenlerden biri eşimdi. Diğeri ise kayınbiraderimdi. Ben o gün başka bir araçtaydım. Haber bana geldiğinde hastaneye koştum." Bir an sessizlik oldu. "Başınız sağ olsun," diyebildim. Berran başını eğdi. "Teşekkür ederim. Günce'nin hayatta olması için dua ediyorum. Ama kaybettiklerimizin acısı da burada." Defteri yeniden açtım. Sayfaların arasında küçük resimler vardı. Birinde tekerlekli sandalye kullanan bir çocuk, arkadaşlarıyla parkta oynuyordu. Başka birinde hastane penceresinden kuşları izleyen bir kız vardı. Son sayfada ise bana yazılmış birkaç satır bulunuyordu. "Babacığım, sen insanları iyileştirmeye çalışırken bazen onların yalnızca bedenlerine değil, korkularına da dokunduğunu unutuyorsun. Bunu senden öğrendim. Bir gün yorulduğunda, bir çocuğun gülümsemesini hatırla. Çünkü senin emeğin ameliyathanenin kapısında bitmiyor." Boğazım düğümlendi. Kızım bunları yazdığında hayattaydı. Ben ise o yıllarda sürekli çalışıyor, onun gönüllü faaliyetlerini yeterince merak etmiyordum. "Bunu neden daha önce getirmediniz?" diye sordum. Berran utançla gözlerini kaçırdı. "Kazadan sonra size ulaşmaya çalıştım. Fakat o dönemde kimseyle görüşmek istemediğinizi söylediler. Acınıza saygısızlık etmekten korktum. Defteri sakladım. Dün ameliyatı sizin yaptığınızı öğrenince bunun artık size ait olduğu hissine kapıldım." Başımı eğdim. "Haklıymışsınız. O zamanlar kızımın adını duymaya bile dayanamıyordum." Önder yanımıza yaklaştı. "Ablam bir şey daha göstermek istiyor," dedi. Bizi hastanenin giriş katındaki küçük bir odaya götürdüler. Kapının üzerinde Çocuk Destek ve Oyun Odası yazıyordu. İçeride kitaplar, renkli kalemler ve oyuncaklar vardı. Duvarın bir köşesinde küçük bir pano asılıydı. Panoda kızımın gençlik fotoğrafı ve altında onun adı bulunuyordu. "Bu odayı kızınızın gönüllü arkadaşlarıyla birlikte oluşturduk," dedi Berran. "Başlangıçta çok küçüktü. Sonra hastane yönetiminin desteğiyle büyüdü." Panoya yaklaştım. Kızımın fotoğrafının altında küçük bir not vardı: "Bir çocuğa ayrılan zaman asla boşa gitmez." Yıllardır ilk kez kızımın anısının yalnızca mezar taşında yaşamadığını gördüm. Bir sandalyeye oturdum. Defteri kucağıma koydum ve uzun süre ağladım. Berran yanımda sessizce bekledi. "Kızımı kaybettiğimde," dedim sonunda, "torunumu da kaybetmiştim. İkisini aynı kazada yitirdim. O günden sonra çocuk hastalara bakarken hep korktum. Dün Günce'yi görünce de aynı korku geri geldi." "Ama görevinizi yaptınız," dedi Berran. Başımı salladım. "Yalnız değildim. Travma cerrahları, anestezi uzmanları, hemşireler, kan bankası çalışanları, yoğun bakım ekibi... Hepimiz çalıştık. Günce'nin yaşaması tek bir kişinin başarısı değil." Berran gözyaşları içinde gülümsedi. "Yine de hepinize minnettarım." Sonraki günlerde Günce'nin tedavisi devam etti. Enfeksiyon riski ve iç organ yaralanmalarının sonuçları dikkatle izlendi. Yoğun bakım günleri kolay geçmedi. Bazen değerleri umut veriyordu, bazen yeni bir sorun yüzünden hepimiz endişeleniyorduk. Ben hastanın tedavi planında görevli ekibin bir üyesi olarak sorumluluklarımı sürdürdüm. Yakınlarının yaşadığı yasın da sağlık çalışanlarının açıklamalarıyla değil, zamanla ve destekle ele alınması gerektiğini biliyordum. İki hafta sonra Günce'nin durumu daha iyi bir seyir göstermeye başladı. Solunum desteği sonlandırıldı. Doktorların gözetiminde önce kısa süre oturdu, ardından fizyoterapi ekibiyle küçük hareketler yapmaya başladı. Berran her gün yanındaydı. Bir gün hastane koridorunda beni durdurdu. "Günce sizinle tanışmak istiyor. Uygun olduğunuzda uğrar mısınız?" O gün görevim bittikten sonra, sorumlu ekibin onayıyla kısa bir ziyaret yaptım. Günce yatağında oturuyordu. Elinde küçük bir oyuncak ayı vardı. "Sen doktor amca mısın?" diye sordu. Gülümsedim. "Evet. Ben Eşref." "Annem senin bana yardım ettiğini söyledi." "Burada pek çok kişi sana yardım etti. Sen de iyileşmek için çok çaba gösteriyorsun." Günce başını salladı. Sonra oyuncak ayısını kaldırdı. "Bunun adı Bulut. O da korkuyor bazen." "Peki korkunca ne yapıyor?" "Annemin elini tutuyoruz." Boğazım düğümlendi. Kızımın defterindeki cümle aklıma geldi. Bir çocuğun korkusunu yok edemeyebilirdik ama onunla yalnız kalmasına engel olabilirdik. Günce'nin taburculuğu hemen gerçekleşmedi. Haftalar boyunca takip edildi, hareketlerini güvenle artırabilmesi için destek aldı. Sonunda evde bakım ve düzenli kontroller için gerekli koşullar sağlandı. Berran'ın ailesi de büyük kayıplarının ardından psikolojik destek almaya başladı. Günce'nin yaşına uygun biçimde yasını anlamlandırabilmesi için uzmanlarla görüşüldü. Ona her şeyin eskisi gibi olacağı söylenmedi. Bunun yerine güvende olduğu, yanında insanların bulunduğu anlatıldı. Aylar sonra hastanenin çocuk destek odasında küçük bir kitap günü düzenlendi. Berran, kızımın hikâyelerinin yeni bir basımının hazırlanmasına gönüllü olmuştu. Kitaplar hastane yönetiminin izniyle çocuklara ücretsiz ulaştırılacaktı. O gün emeklilik kararımı da açıklamıştım. Artık ameliyathanede eskisi kadar yoğun çalışmayacak, deneyimlerimi genç hekimlere aktaracak ve uygun zamanlarda gönüllü eğitim çalışmalarına katılacaktım. Günce de annesiyle etkinliğe kısa süreliğine geldi. Sağlık ekibinin önerileri doğrultusunda dinlenmeye özen gösteriyordu. Boynuna astığı küçük oyuncak ayısını gösterip bana el salladı. Berran yanıma yaklaştı. "Kızınızın defterini size vermekle doğru şeyi yaptığımı şimdi daha iyi anlıyorum," dedi. "Ben de öyle," dedim. O gün eve döndüğümde kızımın ve torunumun fotoğrafının önüne küçük kırmızı defteri koydum. Acım geçmemişti. Geçmeyeceğini de biliyordum. Onları geri getirecek hiçbir mucize yoktu. Ama artık yokluklarının içinde yalnızca sessizlik bulunmuyordu. Kızımın bir zamanlar başlattığı iyilik, yıllar sonra başka insanların emeğiyle yaşamaya devam etmişti. Benim görevim de o iyiliği tek başıma sahiplenmek değil, başkalarının sürdürmesine katkıda bulunmaktı. O gece fotoğrafa bakıp usulca konuştum: "Seni ve küçük meleğimi hâlâ çok özlüyorum. Ama artık yalnızca kaybettiğim günü hatırlamayacağım. Yaşarken dünyaya bıraktığın güzellikleri de hatırlayacağım." Çünkü bazen insanın kırılan kalbi eskisi gibi olmaz. Yine de o kırıkların arasından başkalarına uzanacak kadar sevgi çıkabilir. Ve gerçek iyileşme, geçmişi unutmak değil, onun değerini geleceğe taşıyabilmektir.