Bir Yanılgının Bedeli

2. Bölüm İki gün sonra, hastaneden eve döndüğümde kilitlerin değiştirilmiş olduğunu gördüm. Yağmur camlardan süzülürken, şoför bebekleri ön basamaklara taşımama yardım etti. Elimde hastane çantam, üç bebek pusetim ve elbisemin altında çekiştiren dikişlerimle, yoktan var edip planladığım ve inşa ettiğim eve bakakaldım. Bir güvenlik görevlisi kapıyı açtı. “Elif Hanım?” dedi mahcup bir tavırla. “Artık burada yaşamadığınız söylendi bana.” İçimden kuru, küçük bir kahkaha yükseldi. Güvenlik görevlisinin arkasından, holde Cansu belirdi; çıplak ayakla benim ipek sabahlığımı giymişti. “Harika,” dedi. “Mesajı doğru almışsın.” Ahmet, gömlek kollarını sıvamış, elinde bir kadeh viskiyle merdivenlerden aşağı indi. “İmzalamalıydın,” dedi. Gözlerimi ondan kaçırıp arkaya baktım. Aile fotoğrafları kaldırılmıştı. Bebek odasının kamerası sökülmüştü. Duvarları adeta Cansu’nun parfüm kokusu esir almıştı. “Evi devretmişsin,” dedim. Cansu elini kaldırarak parmağındaki pırlantayı sergiledi. “Benim üzerime.” “Bunu bir teşvik olarak gör,” dedi Ahmet. “Şehir merkezinde bir daire var. Bir aylık kirasını ödedim. Beni cömert davrandığıma pişman etme.” Oğlumu daha sıkı tuttum. “Yeni doğmuş bebekleri yağmurun altında dışarıda bırakıyorsun.” “Hayır,” dedi soğukça. “Sen iş birliği yapmayı reddettin.” Cansu merdiven korkuluğuna yaslandı. “Dikkatli ol Elif. Mahkemeler dengesiz anneleri pek sevmez.” İşte her şey ortadaydı. Asıl plan buydu. Ben kırılana kadar beni zorlamak. Beni aşağılamak. Beni tüketmek. Beni duygusal ve yetersiz göstermek. Sonra bebekleri, evi, parayı alıp toplum içine, metresini saygın bir eşe dönüştürerek çıkmak. Gözlerimi yere indirdim. Ahmet bunun yenilgiyi kabul ettiğim anlamına geldiğini sandı. “Şöyle yola gel,” dedi. “Haddini bil.” Cevap vermeden arkamı döndüm ve gittim. Arabada annem bekliyordu. Üzerinde inciler ya da markalı kıyafetler yoktu. Sadece gri bir palto, elinde bir telefon ve tehlikeli adamları huzursuz eden o sessiz, sakin duruş vardı. “Eee?” diye sordu. “Tapuyu devretmiş.” “Doğrudan Cansu’nun üzerine mi?” “Evet.” Annem hafifçe gülümsedi. “Açgözlü insanlar harika hatalar yapar.” Babam yarım saat sonra aradı. “Hastane kayıtları güvence altına alındı. Hemşire ifade verdi. Şoförün, kapıdaki konuşmayı kaydetmiş. Ahmet’in şirket hesapları, Cansu’nun paravan şirketine yapılan üç şüpheli transferi gösteriyor.” Gözlerimi kapattım. Babam, Murat Sancak, ülkenin en güçlü mali inceleme ve usulsüzlük denetimi firmalarından birini kurmuştu. Zengin adamlar yalan söylediğinde hükümetler onu arardı. Annem, Aylin Ross, emekli bir federal hakimdi ve eski raportörleri şu an şehrin en iyi hukuk bürolarında çalışıyordu. Ben aşkın sade olmasını istediğim için onların dünyasından uzak durmuştum. Ahmet bu mesafeyi zayıflıkla karıştırmıştı. O akşam, avukatı hemen imzalamamı talep eden bir e-posta gönderdi. Annem e-postayı okudu ve gülümsedi. “Amatör.” Gece yarısına doğru, hukuk ekibimiz Ahmet’in kazandığını sandığı zaferin içinde gizlenmiş olan o büyük açığı buldu. Ev aslında hiçbir zaman ona ait olmamıştı. Anneannemin vakıf fonu evi düğünden önce satın almıştı. Ahmet’in adı tapuda mülk sahibi olarak değil, sadece ikamet eden eş olarak geçiyordu. Evi devretmek için benim imzama ihtiyacı vardı. Tapu senedinde benim imzam görünüyordu. Ancak imzanın atıldığı iddia edilen saatte, ben ameliyatta baygın durumdaydım. Babam önüme bir dosya koydu. “Dolandırıcılık,” dedi. “Evrakta sahtecilik. Evlilik içi varlıkları gizleme. Muhtemel vergi kaçakçılığı. Ve eğer notere rüşvet vermek için şirket fonlarını kullandıysa, yönetim kurulu da onun peşine düşecektir.” Kanıtlara baktım. Günler sonra ilk kez ellerimin titremesi durmuştu. Annem elini omzuma koydu. “Huzur mu istiyorsun, intikam mı, yoksa her ikisini mi?” Uyuyan oğullarıma baktım. “Her ikisini de,” dedim.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.