Boşanma Sonrası Gizemli Vasiyet
Ortak hesabımızdan paraların eksildiğini fark ettim. "Bu işte bir yanlışlık olmalı." Rakamları tekrar kontrol ederken midemdeki düğüm daha da sıkılaştı. Hata yoktu. Binlerce lira kayıptı. O gece, Tarık haberleri izlerken dizüstü bilgisayarımı ona doğru ittim. "Vadesiz hesaptan para mı çektin?" Televizyondan başını güçlükle kaldırdı. "Faturaları ödedim." "Ne kadar?" Hata yoktu. "Birkaç bin lira. Dengelenir." "Nereye?" Ekranı ona doğru çevirdim. "Tarık, bu çok büyük bir meblağ. Bunca para nereye gidiyor?" Gözleri hâlâ televizyondayken alnını ovuşturdu. "Her zamanki şeyler... Ev için harcamalar, faturalar. Arada parayı kaydırdığım oluyor, biliyorsun. Geri gelir." Onu sıkıştırmak istedim ama bu adamı bir ömür boyu tanıdıktan sonra, o noktada yapılacak bir tartışmanın sadece aramıza duvarlar öreceğini biliyordum. Bu yüzden bekledim. Onu sıkıştırmak istedim. Bir hafta sonra, izlediğim bir dizinin tam ortasında kumandanın pili bitti. Pil aramak için Tarık’ın masasına gittim. Çekmeceyi açtığımda, eski postaların altına gizlenmiş düzgün bir otel fişi destesi buldum. Tarık bazen iş için İzmir'e giderdi, bu yüzden otelin Bolu'da olduğunu görene kadar endişelenmedim. Her fiş aynı otel, aynı oda numarası içindi... Tarihler aylar öncesine dayanıyordu. Ellerim uyuşana kadar onlara bakarak yatağın kenarına çöktüm. Her fiş aynı otel içindi. Bolu'ya gitmesi için mantıklı bir sebep bulmaya çalıştım ama hep elim boş döndü. Onları saydım. On bir fiş. Bana yalan söylediği on bir yolculuk. Göğsüm daraldı. Ellerim titreyerek otelin numarasını çevirdim. "İyi günler. Nasıl yardımcı olabilirim?" "Merhaba," dedim sesimi sabit tutmaya zorlayarak. Tarık’ın tam adını verdim ve yeni asistanı olduğumu açıkladım. "Her zamanki odasını ayırtmam gerekiyor." Otelin numarasını çevirdim. Resepsiyon görevlisi hiç tereddüt etmeden, "Tabii ki," dedi. "Kendisi müdavimimizdir. O oda esasen ona ayrılmış durumdadır. Ne zaman giriş yapmak ister?" Nefes alamıyordum. "Ben... Ben sonra tekrar arayacağım," diyebildim ve telefonu kapattım. Ertesi akşam Tarık eve geldiğinde mutfak masasında fişlerle bekliyordum. Kapı eşiğinde duraksadı, anahtarlar hâlâ elindeydi. "Bu ne?" diye sordum. Mutfak masasında fişlerle bekliyordum. Kağıtlara, sonra da bana baktı. "Düşündüğün gibi değil." "O zaman ne olduğunu anlat." Çenesi sıkılmış, omuzları dik bir şekilde orada öylece durdu; fişlere sanki onu tuzağa düşürmek için koyduğum bir şeymiş gibi bakıyordu. "Bunu yapmayacağım," dedi sonunda. "Olayı büyütüyorsun." "Düşündüğün gibi değil." "Olayı büyütmek mi?" Sesim yükseldi. "Tarık, hesabımızdan paralar yok oluyor ve sen son birkaç ay içinde bana haber vermeden o oteli on bir kez ziyaret etmişsin. Bir şeyler hakkında yalan söylüyorsun. Nedir bu?" "Bana güvenmen gerekiyordu." "Sana güvendim. Güveniyorum da ama bana tutunacak hiçbir dal bırakmıyorsun." Başını salladı. "Bunu şu an yapamam." "Yapamaz mısın yoksa yapmaz mısın?" "Bir şeyler hakkında yalan söylüyorsun. Nedir bu?"