Boşanma Sonrası İntikam Hikayesi

Çocukları istiyorsan al git. Benim hayata yeniden başlamama engel olmaktan başka bir işe yaramıyorlar.” Murat Karahan bu sözleri, boşanma protokolünü imzalamamızın üzerinden henüz beş dakika bile geçmeden, sanki Mert ve Zeynep’ten, yani kendi evlatlarımızdan değil de artık istemediği eski bir mobilyadan bahsediyormuş gibi son derece rahat bir tavırla söylemişti. Avukatlık bürosunun cilalı ceviz masasının karşısında oturmuş, on yılımı verdiğim adamın telefonunu yıllardır bana göstermediği bir gülümsemeyle açışını izliyordum.“Aşkım, bitti,” dedi. “Evet, randevuya yetişirim. Bugün nihayet gelecekteki veliahtla tanışıyoruz.” Veliaht. “Çocuğum” değil. “Bebeğimiz” değil. Sadece veliaht; sanki Karahan ailesi, parayı sadece kendilerini önemli hissetmek için kullanan zehirli bir insan topluluğu değil de bir kraliyet soyuydu. Yanındaki sandalyede oturan kız kardeşi Merve bıyık altından gülümsedi. “E, nihayet şu kargaşadan sonra en azından iyi bir şey çıktı.” Hiçbir şey söylemedim. Selin’in mesajları, Murat’ın yalanları ve annesinin akıllı bir kadının ne zaman susması gerektiğini bilmesi gerektiğine dair verdiği akıllar yüzünden zaten çok gece ağlamıştım. Ama o sabah kendimi yıkılmış hissetmiyordum. Özgürleşmiş hissediyordum. Murat, son belgeyi okumadan imzaladı. Belgenin içine gizlenmiş olan madde, çocukların velayetini bana veriyor ve onlarla birlikte yurt dışına seyahat etmeme sınırsız izin sağlıyordu. Metresinin hamileliğini kutlamak için o kadar acele ediyordu ki neyi imzaladığını kontrol bile etmemişti. “E, bitti mi yani?” diye sordu saatine bakarak. “Ailem klinikte beni bekliyor.” Avukat Bülent Bey boğazını temizledi. “Murat Bey, bazı mali şartları incelemeniz gerekiyor—” “Sonra,” diye sözünü kesti Murat. “Rezidanslar ya da hesaplar için tartışarak enerji harcayamam. Ne istiyorsa alabilir. Benim zaten bekleyen yeni bir hayatım var.” Merve hafifçe güldü. “Üstelik ona nihayet gerçek bir erkek evlat verebilecek bir kadınla.” O an bir şey kırıldı, ama kırılan kalbim değildi. Onlara karşı içimde kalan son saygı kırıntısıydı. Çantamdan bir çift anahtar çıkarıp masaya bıraktım. Murat sırıttı. “En azından ev konusunda olgun davranıyorsun.” Ardından anahtarların yanına iki pasaport koydum. Gülümsemesi anında yüzünde dondu. “Onlar ne?” “Mert ve Zeynep’in pasaportları.” Merve oturduğu yerde dikleşti. “Pasaport mu? Neresi için?” Tüm sabah boyunca ilk kez doğrudan Murat’ın gözlerinin içine baktım. “Barselona. Bugün gidiyoruz.” Keskin, neşesiz bir kahkaha attı. “Sen mi? Hangi parayla Leyla? Daha bu boşanmanın masrafını bile karşılayamazdın.” “Bu artık seni ilgilendirmez.” Bakışları sertleşti. “Onlar benim çocuklarım.” “Üç dakika önce senin hayata yeniden başlamana engel olduklarını söylüyordun.” Avukat gözlerini kaçırdı. Merve sessizliğe gömüldü. Murat ağzını açtı ama kendisini kendi sözlerinden kurtaracak hiçbir bahane o an aklına gelmedi. Ayağa kalktım, mantomu aldım ve bekleme salonuna geçtim. Mert, deri koltuğa büzülmüş, dinozorlu sırt çantasına sarılıyordu. Zeynep ise bir defterdeki çiçekleri boyuyordu. “Şimdi mi gidiyoruz anneciğim?” diye sordu kısık bir sesle. “Evet tatlım.” Binanın dışında, kaldırımın kenarında siyah bir lüks cip bekliyordu. Sürücü hemen araçtan indi. “Leyla Hanım, Avukat Tarık Bey sizi doğrudan havalimanına götürmemi istedi.” Murat arkamdan dışarı fırladı. “Tarık mı? Kim ulan bu Tarık?” Onu duymazlıktan geldim. Açıklama yapmanın hiçbir anlamı yoktu. Şoför kapıyı açtı, binmeden önce son bir kez arkama döndüm. “Acele etsen iyi olur Murat. Övünüp durduğun o kusursuz geleceği kaçırmak istemezsin.” Merve onun kulağına eğilip fısıldadı: “Blöf yapıyor.” Ama ben blöf yapmayı haftalar önce bırakmıştım. Cipin içinde şoför bana kalın bir zarf uzattı. “Avukat Bey uçağınızdan önce bunu size vermemi istedi.”Zarfı dikkatlice açtım. Banka transferleri. Tapu kayıtları. Fotoğraflar. Şehrin lüks bir bölgesindeki çatı katı rezidans projesinin sözleşmeleri. Murat, her fotoğrafta Selin’in yanında yer alıyor, bana bir zamanlar asla gücümüzün yetmeyeceğine yemin ettiği bir mülkün belgelerini imzalarken gülümsüyordu. Sonra üzeri fosforlu kalemle çizilmiş hesap numarasını gördüm. Evlilik birliği içindeki ortak hesaplarımızdan çekilen paralar... Ben çocukların okul taksidini ödemek için her kuruşu hesaplarken, o gizlice başka bir kadınla kurduğu hayal dünyasını finanse ediyormuş. Telefonum titredi. Avukat Tarık Bey’den bir mesajdı. “Şu an kliniğe giriş yaptılar. Sakin olun. Uçağa binin.” Şehrin silueti gri çizgiler halinde akıp giderken camdan dışarıyı izledim. Tam o dakikalarda, Karahan ailesi, Selin’i ve Murat’a ait olduğunu düşündükleri bebeği kutlamak için özel bir tıbbi merkezin odasına adım atıyordu. Hiçbiri, bir doktorun ağzından çıkacak tek bir cümlenin dünyalarını başlarına yıkmak üzere olduğundan haberdar değildi.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.