Büyük oğlum artık yoktu
"Büyük oğlum artık yoktu; ama küçük oğlumu anaokulundan aldığım gün, doğruca bana koştu ve 'Anne, abim beni görmeye geldi' dedi." Ege altı ay önce ölmüştü. Sekiz yaşındaydı, babasıyla futbol antrenmanına giderken bir kamyon arabalarına çarpmıştı. Kocam hayatta kaldı. Ege ise hayatta kalamadı. O zamanlar o kadar yıkılmıştım ki, doktorlar cesedini teşhis etmeme bile izin vermediler. Çok kırılgan, çok dengesiz olduğumu söylediler; sanki keder, veda etme hakkımı elimden almıştı. Bundan sonra hayatımdaki her şey ikiye bölündü. Nefes almak bile zorlamam gereken bir şey gibiydi. Ama yine de Mert'im vardı. Yine de kocam vardı. Bu yüzden bir şekilde devam ettim. Mert sonunda anaokuluna geri döndüğünde, onu sürekli izledim. Gözümün önünden ayırmam neredeyse imkânsızdı. Korku ikinci bir gölge gibi bana yapışmıştı. Sonra bir öğleden sonra, onu almaya geldiğimde, Mert gülümseyerek bana doğru koştu. “Anne, Ege beni görmeye geldi. Ağlamayı bırakman gerektiğini söyledi.” Göğsüm birden o kadar sıkıştı ki canım acıdı. Ertesi gün onu mezarlığa götürdüm. Ama mezar taşına baktığında, “Anne, Ege burada değil,” dedi. Pazartesi günü ise yeniden aynı şeyi söyledi. “Bugün Ege'yle konuştum.” Ertesi sabah doğruca okul idaresine gittim ve oyun alanındaki güvenlik kamerası görüntülerini görmek istedim. Müdür videoyu açtı. Ve ekranda gördüklerim karşısında dizlerim neredeyse titredi. Mert, teneffüs sırasında bahçenin uzak köşesinde oturuyordu. Yanına kimse gelmiyordu. Kimse onunla konuşmuyordu. Ama sonra görüntüde başka biri belirdi. Yaklaşık otuzlu yaşlarında bir adam. Bahçe çitlerinin hemen dışındaydı. Çocuklarla doğrudan temas etmiyordu ama sürekli Mert'e el sallıyor, onunla konuşmaya çalışıyordu. Kalbim deli gibi çarpmaya başladı. "Bu adam kim?" diye sordum. Müdür yüzünü buruşturdu. "Birkaç gündür kameralarda görünüyor. Zararlı biri gibi görünmediği için güvenlik görevlileri müdahale etmemişti. Ama şimdi sizi bu kadar rahatsız ettiğine göre hemen inceleyelim." Görüntü durduruldu. Adamın yüzüne yakından bakıldığında boğazımdan bir çığlık yükseldi. Çünkü adam bana tanıdık gelmişti. Çok tanıdık. Yıllar önce kocamın ailesine ait eski fotoğraflarda görmüştüm. Bu adam, kocamın yıllardır görüşmediği küçük kardeşi Kerem'di. Hemen eve döndüm. Kocam salonda oturuyordu. Telefonumu önüne koydum. "Bu adam kim?" Yüzündeki renk bir anda çekildi. Uzun süre konuşmadı. Sonra başını öne eğdi. "Kerem," dedi. "O zaman neden oğlumuzla konuşuyor?" Kocam derin bir nefes aldı. Ve hayatımı altüst eden gerçeği anlattı. Kaza günü arabada yalnızca kendisi ve Ege yokmuş. Kerem de onlarla birlikteymiş. Üçü birlikte antrenmana gidiyorlarmış. Çarpışma sırasında Kerem ağır yaralanmış, hafızasının büyük bölümünü kaybetmiş. Aile içinde yaşanan eski tartışmalar yüzünden kimse onunla ilgilenmemiş. Tedavisinin ardından başka bir şehre gitmiş. Ama aylar önce hafızası yavaş yavaş geri dönmeye başlamış.