Kırk yaş büyük bir adamla evlendiğim gün
Kırk yaş büyük bir adamla evlendiğim gün, yaşlı bir kadın beni sessizce kenara çekti ve fısıldadı: “Balayına gitmeden önce, masasının en alt çekmecesine bir bak… yoksa pişman olursun.” O zamanlar otuz yaşındaydım ve iki çocuğumu tek başıma büyütüyordum; anaokulunda bir kız ve ikinci sınıfta bir oğlan. Babaları, oğlumuz doğduktan kısa bir süre sonra ortadan kaybolmuştu. Ne arama, ne destek, hiçbir şey. Nereye gittiğini bile bilmiyordum. Muhasebeci olarak çalışıyordum, sadece geçimimizi sağlamak için elimden gelen her şeyi yapıyordum. Bir öğleden sonra, önemli bir toplantı için çocuklarımı bir bakıcıya bıraktım. İşte o zaman Kemal’le tanıştım. Benden çok daha yaşlıydı; şirketin kurucularından biriydi. Sakin, soğukkanlı ve sessizce güçlüydü. Kimseyi etkilemeye çalışmasına gerek yoktu, yine de bana olan ilgisi açıkça belliydi. Görüşmeye başladık; ara sıra akşam yemekleri, çok ciddi bir şey yoktu… ya da en azından kendime öyle söylüyordum. Ta ki bir akşam bana evlenme teklif edene kadar. Bana istikrar, güvenlik ve çocuklarımla bir daha asla mücadele etmek zorunda kalmayacağımız bir gelecek sundu. Her şeyi dikkatlice düşündüm. Ve sonunda… evet dedim. Çocuklarım için—ve belki biraz da kendim için. Düğün gerçeküstüydü. Yüzlerce misafir, masaldan fırlamış gibi görünen görkemli bir köşkte düzenlenen bir tören. Bir ara, yalnız kalmaya ihtiyacım olduğu için tuvalete gittim. İşte o sırada yaşlı bir kadın bana yaklaştı. Nazik, neredeyse büyükanne gibi görünüyordu—ama gözlerinde garip bir ciddiyet vardı. “Seninle konuşmam gerekiyor,” dedi. “Kemal’i tanıyor musunuz?” diye sordum. Cevap vermedi. Bunun yerine, yaklaştı ve fısıldadı: “Balayınızdan önce masasının en alt çekmecesini kontrol edin… yoksa her şeyden pişman olursunuz.” Sonra döndü ve uzaklaştı. Orada şaşkın bir şekilde durdum. Onun uyarısı, o kaybolduktan çok sonra bile zihnimde yankılandı. O gece geç saatlerde, Kemal’in evinde, bir şeylerin ters gittiği hissinden kurtulamıyordum. Sonunda uykuya daldığında, dikkatlice yataktan kalktım. Koridordan çalışma odasına doğru ilerlerken kalbim gümbür gümbür atıyordu. Titreyen ellerimle masasının alt çekmecesini açtım. Ve bulduğum şey, çığlık atmamak için ağzımı kapatmama neden oldu. Çekmecenin içinde eski bir dosya, birkaç fotoğraf ve sararmış mektuplar vardı. İlk fotoğrafı elime aldığımda dizlerimin bağı çözüldü. Fotoğraftaki adam, yıllardır görmediğim eski eşimdi. Çocuklarımın babası. Nefesim kesildi. Bir sonraki fotoğrafa baktım. Bu kez yanında Kemal vardı. Omuz omuza durmuş, gülümsüyorlardı. Dosyayı açtım. İçinde eski şirket kayıtları, ortaklık sözleşmeleri ve yıllar öncesine ait belgeler bulunuyordu. Belgelerden anladığım kadarıyla Kemal ve eski eşim bir dönem iş ortağıydı. Ama daha da kötüsü vardı. Mektuplardan birinde eski eşimin el yazısını tanıdım. “Eğer bana bir şey olursa, çocuklarıma sahip çıkacağını biliyorum.” Bu cümleyi okuduğumda ellerim titremeye başladı. Mektubun devamında, eski eşimin büyük miktarda borca battığı, tehlikeli insanlarla sorun yaşadığı ve ailesini koruyabilmek için ortadan kaybolmaya karar verdiği yazıyordu.