Düğünde Yüzünü Pastaya Gömme
Düğün günümün kusursuz geçmesi gerekiyordu ama damadın beni küçük düşürmenin komik olduğunu düşünmesiyle her şey bir kaosa dönüştü. Abimin sonrasında yaptıkları ise tüm davetlileri nutku tutulmuş bir halde bıraktı. Şu an güzel bir hayatım var. Gerçekten öyle. Günlerim kahkahalarla, halı saha antrenmanlarıyla ve uyku öncesi masallarıyla dolu. Ancak 13 yıl önce olan bir şey var ki onu asla unutamıyorum. Hayatımın en mutlu günü olması gerekiyordu. Düğün günüm.Bazen o an hiç yaşanmasaydı işler ne kadar farklı olurdu diye merak ediyorum. Ama sonra peşinden gelenleri hatırlıyorum ve iyi ki yaşanmış diyorum. Sizi 26 yaşındaki halime geri götüreyim. Her şey o zaman başladı. Emre ile öğle aramda yazı yazmak için gittiğim şehir merkezindeki o küçük kahve dükkanında tanıştım. O zamanlar pazarlama asistanı olarak çalışıyordum ve o 30 dakikalık mola, tablolardan ve telefon görüşmelerinden kaçış noktamdı. Emre her gün gelir, hep aynı karamelli latteyi sipariş ederdi. Dikkatimi çeken sadece bu alışkanlığı değildi. Daha ben siparişimi vermeden ne alacağımı tahmin etmeye çalışmasıydı. O özgüvenli gülümsemesiyle, "Dur tahmin edeyim," derdi, "bol köpüklü vanilyalı çay?" Her seferinde yanlış bilirdi ama denemekten vazgeçmezdi. Bir salı öğleden sonrası, nihayet doğru bildiği o gün geldi. Ben tezgaha yaklaşırken zafer kazanmış bir edayla, "Buzlu kahve, iki şeker, az süt," dedi. "Nasıl bildin?" diye sordum, gerçekten şaşırmıştım. Gülerek, "Haftalardır seni inceliyorum," dedi. "İsmine alabilir miyim? Yani, kahveni ben ısmarlasam sakıncası olur mu?" Bir fincan kahvenin ve bir yabancının ısrarının, bir gün beni gelinlik içinde bir yürüyüşe çıkaracağını hiç tahmin etmemiştim. Bir de baktım ki pencere kenarındaki o küçük masada oturmuş, yaban mersinli çörekler eşliğinde kahkahalar atıyoruz. Bana bilişim sektöründeki işinden, eski filmlere olan tutkusundan ve aylardır benimle konuşmak için nasıl cesaret toplamaya çalıştığından bahsetti. Ondan sonraki randevularımız hayal ettiğim her şeydi. Emre, önemli konularda çok düşünceliydi. Ayçiçeklerini sevdiğimi bildiği için pahalı buketler yerine bana tek bir dal getirirdi. Parkta piknikler planlar ve her zaman en sevdiğim sandviçleri hazırlardı. İş yerinde kötü bir gün geçirdiğimde, dondurma ve bir şekilde her şeyi düzelten o berbat şakalarıyla çıkagelirdi. İki yıl boyunca, beraberken dünyadaki tek insan benmişim gibi hissettirdi. Her konuda anlaşıyorduk, bu da bana doğru kişiyi bulduğuma inandırdı.