Kızının Fedakarlığı, Annenin Endişesi
Yalnız bir anne olmanın en zor yanının, sesimdeki mahcubiyeti kızıma hissettirmeden "buna gücümüz yetmez" demeyi öğrenmek olduğunu sanıyordum. Sonra okulunda gerçekleşen küçük bir iyilik hareketi, kanımı donduran bir telefon görüşmesine dönüştü. Yalnız bir anneyim ve çoğu hafta benim için bir meydan okuma gibi geçiyor. İki işte çalışıyorum. Her kuruşu sonuna kadar zorluyorum. Cumaya kadar ne kadar benzin yakacağımı, hangi faturanın üç gün bekleyebileceğini, hangisinin bekleyemeyeceğini adım gibi biliyorum.Kızım Elif 9 yaşında. Normalde çok neşeli ve konuşkandır. Kapıdan girer girmez çantası daha yere değmeden anlatmaya başlar: Okulda olanlar, oyun alanı dedikoduları, daha öğle yemeği bitmeden akşam ne yiyeceğimize dair sorular... Bir şeylerin ters gittiğini böyle anladım. Geçen hafta eve çok sessiz geldi. Çantasını usulca kenara koydu, mutfak masasına oturdu ve öylece boşluğa baktı. Televizyon yok, atıştırmalık istemek yok, teneffüste kimin ne yaptığına dair o uzun hikâyeler yok. "Hey, iyi misin?" dedim. Omuz silkti. Dudakları titriyordu. Ona tost yaptım, neredeyse hiç dokunmadı. Karşısına oturdum. "Okulda bir şey mi oldu?" "Zeynep..." diye fısıldadı. Bekledim. Elif ellerine bakarak konuştu: "Voleybol oynarken gözlükleri kırıldı." Yavaşça başımı salladım. "Tamam." "Çerçevesi ortadan ayrıldı. Camları sağlam ama şimdi bantla yapıştırmışlar. Herkes onunla dalga geçiyor." İçim cız etti. "Ne kadar kötü?" Elif’in gözleri doldu. "Ona isimler takıyorlar. 'Görüyor musun bari?' diye soruyorlar. Dün teneffüste tuvalete gidip saklanmış, ağlamış." Gözlerimi bir anlığına kapattım. Sonra çok kısık bir sesle ekledi: "Ailesinin şu an yenisini alacak durumu yokmuş dedi." Bu söz canımı yaktı, çünkü bu cümlenin ne hissettirdiğini çok iyi biliyorum. Utancın kendini gizlemeye çalışırken nasıl bir ses çıkardığını biliyorum. Elif bana bakıp sordu: "Ona yardım edebilir miyiz?" "Evet" demek istedim. Önce "evet" diyen, çaresine sonra bakan o annelerden olmayı çok istedim. Ama elektrik faturasının günü gelmişti. Mutfağımızda belki üç günlük yemek vardı. Banka hesabım bir hesaptan ziyade bir uyarı levhası gibiydi. Bu yüzden ona gerçeği söyledim. "Çok üzgünüm bebeğim ama şu an başkası için gözlük alamam." İtiraz etmedi. Sadece başını salladı ve "Tamam" dedi. Sonra odasına gitti. Bu durum nedense içimi daha çok acıttı. Ertesi öğleden sonra eve geldiğimde Lego kutusunun yerinde olmadığını fark ettim. Taşınmamıştı, resmen yoktu. Bu öyle sıradan bir oyuncak kutusu değildi; Elif’in dünyadaki en sevdiği şeydi. Dört yılın doğum günü hediyeleri, bayram harçlıklarıyla alınan setler, zor geçen haftaların ardından verilen küçük ödüller... Parçaları renklerine göre ayırır, oturma odasının zeminine koca şehirler kurardı."Elif?" diye seslendim. İçeri koşarak geldi, günlerdir ilk kez gülümsüyordu. "Hallettim anne." Şaşkınlıkla sordum: "Neyi hallettin?" "Zeynep'in gözlüklerini." Ona bakakaldım. "Nasıl yani?" "Legolarımı sattım," dedi.