Kilitlenen Aile Sırları
Oğlumu bir hastane bankında, bir ayakkabısı kayıp hâlde uyurken bulduğumda, annem tarafından orada yapayalnız bırakıldığını anladım. Anestezinin etkisiyle hâlâ titriyordum, tenimin altındaki dikişlerim cayır cayır yanıyordu; tam o sırada hemşire bana doğru eğilip fısıldadı: "Çiğdem Hanım, biz büyükannesinin onun yanında olduğunu sanıyorduk." Koridor bir an için ayaklarımın altından kayıyor gibi oldu. Ali henüz dört yaşındaydı. Kabanımın altında kıvrılmıştı, kurumuş gözyaşları yanaklarında iz bırakmıştı ve küçük ellerinden biri, birinin ona vermiş olması gereken bir meyve suyuna sıkıca sarılmıştı. "Annem nerede?" diye sordum. Hemşire gözlerini kaçırdı. Titreyen parmaklarımla annemi aradım. Telefonu üçüncü çalışta, arka plandaki bir şeye gülerek açtı."Anne," dedim, sesim pürüzlü çıkmıştı. "Neredesin?" "Oh, tatlım. Uyandın mı?" "Neredesin?" Kısa bir sessizlik oldu. Sonra, bir çocuk yerine bir torba erzak unutmuş gibi umursamaz bir tavırla cevap verdi: "Merve'lerdeyim. Kız kardeşinin bize daha çok ihtiyacı vardı." Kanım dondu. "Ali yalnızdı." "Hastanedeydi Leyla. Amma da abarttın." Küçük oğluma, doktorlar beni ameliyat ederken koruyacağına güvenerek ona emanet ettiğim çocuğa dik dik baktım. "Oğlumu bir bankta uyurken bırakıp gitmişsin." "Merve'nin de bir krizi vardı," diye tersledi. "Kocası arabasının taksitlerini ödemeyi bırakmakla tehdit ediyordu. Sen her zaman bir yolunu bulursun, değil mi?" İşte yine başlıyorduk. Aile mottosu. Leyla halleder. Leyla affeder. Leyla öder. Leyla susar. Sonra babam telefonu aldı. "Bu gece arıza çıkarma," dedi. "Annem elinden geleni yaptı." Neredeyse gülecektim. Elinden gelen, henüz anaokuluna giden bir çocuğu bir otomat makinesinin yanında yapayalnız bırakmaktı. "Benim evime gelmeyin," dedim. Annem iç geçirdi. "Duygusalsın. Yarın konuşuruz." "Hayır," dedim. "Konuşmayacağız." O gece, doktorun tavsiyesine karşı gelerek taburcu belgelerimi imzaladım, takside Ali'yi kucağımda tuttum ve eve gittim. Kapının önündeki ışık yanıyordu. Annemin yaptığı borcamdaki börek, kapı eşiğinde bir hakaret gibi duruyordu. Bir çilingir çağırdım. Gece saat 22:47'de geldi ve Ali kanepede uyurken bütün kilitleri değiştirdi. "Emin misiniz?" diye sordu kibarca. "Evet." Son çelik kilit de tık sesiyle yerine oturduğunda, içimdeki bir şeyler nihayet sakinleşti. Telefonum titredi. Merve: Çok acımasızsın. Annem ağlıyor. Sonra Annem: Sırf kıskançsın diye bizi cezalandırma. Mesajlara dik dik baktım, ardından çalışma masamdaki kilitli çekmeceyi açtım. İçeride banka havalelerinin kopyaları, mesajlar, tıbbi vekaletnameler ve hâlâ "aileye" ait olduğunu sandıkları evin tapusu vardı. Benim sessizliğimi her zaman zayıflıkla karıştırmışlardı. Bu onların ilk hatasıydı. İkincisi ise, o eski anahtarın hâlâ bir işe yarayacağını düşünmeleriydi.