Düğünden İki Gün Önce Açık Unutulan Telefon

Kırk üç yaşındaydım; oğlum Berk ile vefat eden kız kardeşimin bana emaneti olan ikiz yeğenlerim Ece ve Ela’yı tek başıma büyütüyordum. İş, faturalar, okul koşturmacası derken hayatım hiçbir zaman kolay olmamıştı. Nihat hayatımıza girdiğinde hazır bir ailemin olmasından hiç çekinmemiş, çocuklarımla vakit geçirmiş, derslerine yardım etmişti. Bir gün kendisine “baba” demelerini çok istediğini söylerdi. Ona inanmışım. Sonra odanın havasını bir anda buz kestiren o cümleyi duydum. Nihat devam etti: “Düğünden sonra eve ve tüm birikimlerine erişim sağlayacağım. Elinde hiçbir şey kalmayacak.” Leman Hanım neşeyle kahkaha attı. Nihat ise sözlerini şöyle tamamladı: “Ondan kurtulmak için sabırsızlanıyorum. Bende sadece tiksinti uyandırıyor.” Gelinliğim birkaç metre ötedeki dolapta asılı duruyordu. Davetiyeler dağıtılmış, şehir dışından akrabalar gelmişti. Ve evleneceğimi sandığım adam, benim yıllarca tırnaklarımla koruduğum her şeyi elimden almanın planını yapıyordu. Telefonu kapattım. Bağırmadım, ağlamadım. Yatağın kenarına oturup düşündüm. Tek bir şey netleşmişti: Nihat bunu duyduğumu bilmemeliydi. En azından ben hazır olana kadar. Hemen harekete geçtim. Önce avukatımı arayıp evimi, banka hesaplarımı ve çocukların adına açılan birikim fonlarını tamamen koruma altına aldım. Ardından nikah dairesini arayarak resmi durumun ne olduğunu kontrol ettim. Düğün günü geldiğinde hiçbir şey olmamış gibi davrandım. Gelinliğimi giydim, gülümsedim, misafirleri karşıladım. Nihat sadık bir damat rolünü oynuyor, annesi Leman Hanım ise zafer kazanmış bir edayla en ön sırada oturuyordu. Tören kısmı bittikten sonra eğlence başlarken salondaki ışıklar aniden karardı. Nihat şaşkınlıkla etrafına bakındı. Derken sahnedeki dev barkovizyon ekranı aydınlandı…Salondaki hoparlörlerden Nihat’ın kendi sesi yankılanmaya başladı: “Düğünden sonra eve ve tüm birikimlerine erişim sağlayacağım… Ondan kurtulmak için sabırsızlanıyorum…” Ardından Leman Hanım’ın kahkahaları, Nihat’ın yetim yeğenlerim ve oğlum hakkındaki acımasız sözleri salonda buz gibi bir rüzgar estirdi. Ortalık tamamen sessizliğe büründü. Nihat’ın yüzü bir anda kireç gibi bembeyaz oldu. Leman Hanım dehşet içinde ayağa fırlayarak “Kapatın şunu hemen!” diye bağırdı. Ama kimse kumandaya dokunmadı. Nihat bana dönerek “Sen ne yaptın?” diye fısıldadı. Elimde mikrofonla son derece sakin bir şekilde sahneye yaklaştım: “Aramayı kapatmayı unuttun Nihat.” İlk kez gözlerinde gerçek bir korku gördüm. “O konuşma düşündüğün gibi değil…” diye kekelemeye çalıştı ama herkes duymuştu. Leman Hanım olayı toparlamaya çalışarak bana bağırdı: “Kendi düğününü mahvediyorsun, kendini rezil ediyorsun!” Gözlerinin içine bakarak cevap verdim: “Hayır. Bunu siz zaten iki gün önce yaptınız.” Sonra mikrofondan salondaki tüm davetlilere son iki günde yaptıklarımı anlattım. Avukatımla görüştüğümü, evimi, birikimlerimi ve çocuklarımın geleceğini güvence altına aldığımı belirtim. Ardından Nihat’ın yüzüne bakarak son darbeyi vurdum: “Nikah başvurusunu resmi olarak iptal ettirdim. Şu an kıyılmış bir nikah yok. Dolayısıyla ‘kocam’ sıfatıyla benden alabileceğin tek bir kuruş bile kalmadı.” Salonda büyük bir fısıltı koptu. Bizim mutluluğumuza şahitlik etmeye gelen tüm akrabalar ve dostlar, Nihat ve annesinin gerçek yüzünü görmüştü. Bir zamanlar sevgi dolu bir baba adayı gibi davranan adamın tek derdinin paramız olduğu ortaya çıkmıştı. Nihat olduğu yerde donup kalmıştı. Artık söyleyecek tek bir kelimesi bile yoktu. Gelinliğimin eteklerini toparladım. Berk’in elinden tuttum, ardından Ece ve Ela’nın… Birlikte çıkış kapısına doğru yürümeye başladık. Oğlum Berk başını kaldırıp bana baktı: “Anne?” “Efendim oğlum?” “Söz verdiğin o bol çikolatalı pankekçiye hâlâ gidebilir miyiz?” Bütün gün boyunca ilk kez içtenlikle gülümsedim: “Kesinlikle gidiyoruz bitanem.” Arkamızda fısıltılarla dağılan bir enkaz bırakarak şık kıyafetlerimizle salondan çıktık. Aylardır o günü hayatımın yeni bir başlangıcı sanıyordum. Oysa o gün, kurulan büyük bir tuzaktan nikah masasına oturmadan kurtulduğum gündü. Kalbim kırık değildi. Aksine, kendimi hiç olmadığım kadar hafif ve özgür hissediyordum. Bazen bir kadının düğün gününde aldığı en güzel hediye bir yüzük ya da çiçek değil; imzayı atmadan önce gerçeği kendi kulaklarıyla duymasıdır.