En Yakın Arkadaşımın Düğününe On Gün Kala

İlk konuşan bendim. “Sana kızgın olduğumu bilmeni istiyorum,” dedim. Şaşırmadı. Sadece başını kaldırdı. “Berrak'ın yaptığından sen sorumlu değilsin. Ama altı ay boyunca neden uzaklaştığımı merak ettiysen, bana neden sormadın?” Ellerini birbirine kenetledi. “Sormam gerekirdi.” Ardından bilmediğim şeyleri anlattı. Berrak ona benim evlilik hazırlıkları yüzünden kendimi dışlanmış hissettiğimi, arkadaşlığımızın artık bana yük olduğunu ve bir süre görüşmek istemediğimi söylemişti. Mahir buna üzülmüş ama benim kararım olduğunu düşünerek saygı göstermeye çalışmıştı. “Doğum günümde aramayınca kırıldım,” dedi. “Babamın yemeğine gelmeyince daha da kırıldım. Ama kendi kendime, Nükhet bir şey istemiyorsa onu zorlamamalıyım, dedim.” Acı acı gülümsedim. “Ben de aynı şeyi düşünüyordum. İkimiz de birbirimizin istemediğini sandığımız bir sessizliğe saygı gösteriyormuşuz.” Mahir başını eğdi. “Aramızda bir sorun olduğunu duyduğumda sana değil, Berrak'a inandım. Sonra da gurur yapıp konuşmadım. Bu benim hatamdı.” Onun bu sözleri söylemesine ihtiyacım vardı. Çünkü ortada yalnızca sahte bir mesaj yoktu. İki yetişkin insanın, yıllarca sürdürdükleri dostluk hakkında birbirlerine doğrudan soru sormamış olması da vardı.“Altı ay boyunca seni özledim,” dedim. “Çağla sana yaptığı resmi göstermek istediğinde ne diyeceğimi bilemedim. Ersin bir akşam eski fotoğraflarımıza bakarken ağladığımı gördü. Seni aramak istedim ama istemediğin bir yerde ısrarcı olmaktan korktum.” Mahir'in gözleri doldu. “Bunları bilmiyordum.” “Çünkü sana anlatmama izin verilmediğini sanıyordum.” Birbirimize sarılıp her şeyi geride bırakmadık. O gün konuşmamız daha çok yıllardır tanıdığımız birinin yeni bir yönünü öğrenmek gibiydi. Kırgınlığımı saklamadım. Mahir de özür dilemenin kaybolan zamanı geri getirmediğini kabul etti. Buluşmanın sonunda düğünü sordum. Nişanı bitirme konusundaki düşüncesini kendisinin netleştirmesi gerektiğini söyledim. “Benim fikrimi almak zorunda değilsin,” diye ekledim. “Hatta bu konuda taraf olmamam daha doğru.” “Biliyorum,” dedi. “Bunu senden istemeyeceğim.” Sonraki günlerde Mahir, Berrak'la birkaç kez görüştü. Bu konuşmaların ayrıntılarını özellikle sormadım. Yalnızca bir akşam arayıp nişanı sonlandırdığını söylediğinde nedenini kendi cümleleriyle anlattı. “Berrak'ın arkadaşlığımızdan rahatsız olmasını anlayabilirdim. Sınırlarımızı konuşabilirdik. Ama benim adıma konuştu. Benim hesabımdan yazdı. Sonra bana başka, sana başka bir gerçek anlattı. Artık onun söylediklerine güvenip güvenemeyeceğimi bilmiyorum.” Sesi sakindi. Bunun öfkeyle verilmiş anlık bir karar olmadığını hissettim.“Üstelik özür dilerken bile yaptığının neden yanlış olduğunu anlatmak yerine düğünün mahvolduğunu söylüyor,” diye devam etti. “Evliliğimin temelini böyle kuramam.” Ona sadece kararını duyduğumu ve kendisine iyi bakmasını istediğimi söyledim. Berrak hakkında kötü söz söylemedim. Çünkü Mahir'in bundan sonra yaşayacağı hayatın sorumluluğu yine kendisine aitti. Düğün masrafları meselesi ise hemen kapanmadı. Berrak'ın babası, iptal edilemeyen ödemelerin bir kısmını Mahir'in karşılamasını istiyordu. Bazı rezervasyonlar iki tarafın adına yapılmıştı. Mahir, sözleşmeleri ve ödeme kayıtlarını inceleyerek hangi yükümlülüklerin kendisine ait olduğunu belirlemeye girişti. Aileler arasında anlaşmazlıklar oldu, bazı paralar geri alınabildi, bazıları alınamadı. Bir akşam Berrak'ın annesinden tekrar mesaj geldi. Bu kez doğrudan belirli bir miktar talep ediyordu. Mahir'e haber verdim ama cevap yazmadım. Ertesi gün Mahir, ailesine ve Berrak'ın ailesine ortak bir açıklama gönderdiğini söyledi. Nişanı kendi kararıyla bitirdiğini, bunun sorumluluğunu başkasına yüklemeyeceklerini ve düğünle ilgili hesapların yalnızca ilgili taraflar arasında çözüleceğini açıkça belirtmişti. Bundan sonra bana yönelik talepler kesildi. Yine de arkadaşlığımız eski düzenine hemen dönmedi. İlk haftalarda Mahir bazen mesaj gönderiyor, ben yanıt vermeden önce uzun uzun düşünüyordum. Bunun sebebi ona güvenmemem değildi. Altı aylık sessizlikten sonra yeniden konuşmayı öğrenmemiz gerekiyordu.Bir pazar günü yürüyüşe çıktık. Ersin, Çağla'yı parka götürmüş, bize konuşacak zaman bırakmıştı. Mahir'le sahil boyunca ilerlerken bundan sonra nasıl iletişim kurmak istediğimizi konuştuk. “Eskiden bir şey olduğunda hemen seni arardım,” dedi. “Şimdi her aradığımda seni bunaltmaktan korkuyorum.” “Beni her zaman arayabilirsin,” dedim. “Ama her zaman cevap verebileceğim anlamına gelmez. Aynısı senin için de geçerli. Birimiz müsait değilsek bunu terk edilmek gibi görmeyelim.” Gülümsedi. “Peki bir şey yanlış anlaşılırsa?” “O zaman doğrudan birbirimize soracağız.” Bu kadar basit bir anlaşmanın bize neden bu kadar geç geldiğini düşündüm. Sonra her dostluğun, ne kadar eski olursa olsun, değişen hayatlara uyum sağlamak zorunda olduğunu anladım. Biz artık üniversite koridorlarında saatlerce oturabilen iki genç değildik. Evliliklerimiz, ailelerimiz, işlerimiz ve farklı sorumluluklarımız vardı. Mahir de kendi hayatını yeniden kurmaya başladı. Bir süre kardeşinin yanında kaldıktan sonra kendi evine geçti. İş arkadaşlarıyla daha sık görüşüyor, hafta sonları bisiklet grubuyla gezilere katılıyordu. Bazen bana fotoğraf gönderiyordu. Ben de Çağla'nın okul etkinliklerinden haber veriyordum. Her mesaj uzun bir konuşmaya dönüşmüyordu. Bu kez sessizliklerin anlamını tahmin etmeye çalışmıyorduk. Üç ay sonra Ersin'in doğum günü için evimizin bahçesinde küçük bir buluşma düzenledik. Ailem, Ersin'in ailesi, birkaç ortak arkadaşımız ve Mahir de davetliydi. Mahir yanında kardeşini ve bisiklet grubundan iki arkadaşını getirdi. Herkes yiyecek bir şeyler hazırlamıştı. Çocuklar bahçede oynarken büyükler masanın etrafında sohbet ediyordu.Mahir, Çağla'nın getirdiği resimlere bakıp hangisini odasına asabileceğini sordu. Çağla ciddi bir ifadeyle en renkli olanı seçti. Ardından Ersin onları mangalın başına çağırdı. Birkaç dakika sonra ikisinin yan yana gülerek konuştuğunu gördüm. Annem yanıma gelip “Mahir'i yeniden burada görmek güzel,” dedi. “Evet,” diye cevap verdim. “Ama bu defa hiçbir şeyi zorlamıyoruz.” Akşam ilerlerken Mahir yanıma geldi. Elinde iki bardak limonata vardı. Birini uzattı ve bahçedeki kalabalığa baktı. “Geçen yıl böyle bir akşamın sıradan olduğunu düşünürdüm,” dedi. “Ben de.” “Şimdi değerini daha iyi biliyorum.” Uzaktan Ersin seslendi. Çağla doğum günü pastasının mumlarını yakmak için herkesi çağırıyordu. Mahir bardağını masaya bıraktı, arkadaşlarını çağırdı ve diğerlerinin yanına yürüdü. Ben de Ersin'in yanına geçip koluna girdim. Pastanın etrafında ailelerimiz, arkadaşlarımız ve çocuklar vardı. Herkesin kendi hayatı, kendi sevinçleri ve sorumlulukları vardı. Birbirimizin dünyasında yer almak için kimsenin başka birinin yerini alması gerekmiyordu. O gece Mahir giderken gelecek hafta görüşüp görüşemeyeceğimizi sordu. “Takvimime bakıp haber vereyim,” dedim. Gülerek başını salladı. Eskiden böyle bir cevabı düşünmeden verirdik; şimdi ikimiz de bunun ne kadar doğal olduğunu biliyorduk.Kapıyı kapattığımda Ersin mutfakta bardakları topluyordu. Yanına gidip ona yardım ettim. Bahçeden Çağla'nın kahkahası duyuluyordu. Altı ay boyunca kaybettiğimi sandığım dostluk hayatımdaydı, ama artık geçmişin aynısı olmak zorunda değildi. Kırgınlığımızı konuşmuş, sınırlarımızı kendimiz belirlemiş ve yeniden güvenmeyi seçmiştik. O akşam anladım ki dostluğumuzun devam ettiğini kanıtlayan şey, birbirimize her an ulaşabilmemiz değil, birbirimizin hayatında özgürce ve saygıyla kalabilmemizdi.