Kutunun en üstünde beyaz bir zarf duruyordu. Üzerine düzgün bir yazıyla şu cümle yazılmıştı: “Yeni bir evlilik kurarken eski bir evlilikte görünmeyen emeği küçümsememek için.” Zarfın altında ise dört ayrı dosya ve şeffaf kapaklı kalın bir albüm vardı.Erdem kapağı kapatmak ister gibi eliyle kutuya uzandı ama Leyal ondan önce davranıp zarfı aldı. Çevredeki birkaç kişi nefesini tutmuş gibiydi. Rüzgâr hâlâ sakin duruyor, hiçbir taşkınlık yapmıyordu. Ben ise ilk kez utançtan değil, neyin ortaya çıkacağını merak ettiğim için kalbimin hızlı attığını hissediyordum. Leyal kâğıdı açtı. İçinde kısa bir not vardı. Notu ben bir gece önce yazmıştım, ama kutuyu getirme fikrini uygularken bile sesimi yükseltmemeye kendime söz vermiştim. Şöyle diyordu: “Bu kutu bir skandal çıkarmak için değil, yıllarca küçümsenen emeğin kaydı unutulmasın diye hazırlandı. İçindeki tüm belgeler ya kamuya açık kayıtlardan alınmıştır ya da bana ait, izinli kopyalardır.”Leyal başını kaldırıp önce bana, sonra Erdem'e baktı. “Bu da ne demek?” diye sordu. Erdem yüzünü toparlamaya çalıştı. “Saçmalık. Eski bir eşin kıskanç numarası.” Rüzgâr ilk kez konuştu. “Kutudaki her şey yasal ve doğrulanabilir. İsterseniz açmayabilirsiniz. Ama siz daha demin bir anneyi herkesin önünde aşağılayınca, bizim de cevabımızın hakaret yerine belge olmasını uygun bulduk.” Leyal ilk dosyayı açtı. Üzerinde “Emek” yazıyordu. İçinde, evliliğimizin ilk yıllarından beri tuttuğum planlar, aile takvimleri, çocukların doktor randevuları, kreş ödemeleri, okul çizelgeleri, Erdem'in geç saatlerdeki spor salonu vardiyalarına göre benim ayarladığım yaşam düzeni vardı. Bunların arasında, spor salonunun ilk açıldığı dönemde hazırladığım üyelik formlarının taslakları, ben bilgisayarda yaptığım fiyat tabloları, açılış duyurusunun ilk metni ve eski e-posta çıktıları da duruyordu. Erdem yıllarca arkadaşlarına, hatta Leyal'e bile, “Gökçen evde oturur, ben her şeyi sıfırdan yaptım,” demişti. Oysa ben onun iş saatlerine göre çocukların bütün bakımını üstlenmiş, açılış döneminde haftalarca gece uyumadan tanıtım metinlerini hazırlamıştım.İkinci dosyanın adı “Kayıt”tı. Burada ticaret sicilinden alınmış kamuya açık şirket kayıtları vardı. Spor salonunun kuruluş tarihi, evlilik tarihimizle ve ortak adresimizle çakışıyordu. İlk kira sözleşmesinin fotokopisi vardı; onun üzerinde benim de imzam bulunuyordu. Resmî ilan çıktılarında işyerinin ilk tebligat adresi bizim eski evimizdi. Yani Erdem'in, “Her şeyi senden sonra kurdum,” diye anlattığı hikâye baştan sona doğru değildi.Üçüncü dosyada benim izinli kopyalarım vardı: evin bilgisayarında benim hazırladığım bütçe tabloları, spor salonu için alınan ilk koşu bandının faturası, çocuklar küçükken çalıştığım ek işlerden biriktirip ödediğim taksitlere ilişkin dekontlar. Bunlar gizli elde edilmiş belgeler değildi; boşanma sürecinde zaten avukatım için toparladığım, bana ait kopyalardı. Erdem'in yüzünün neden kızardığını şimdi herkes görebiliyordu. Çünkü kutu, onun çaldığı bir sırrı değil, küçümsediği bir gerçeği görünür kılıyordu. Dördüncü dosya ise albümle birlikte duruyordu. Albümün başlığı “On Üç Yılın Görünmeyen Tarafı”ydı. İçinde düğün fotoğraflarımız ya da romantik anılar yoktu. Daha çok sıradan ama asıl hayatı kuran görüntüler vardı: ben bir elimde bebek, diğer elimde bilgisayar başında spor salonu broşürünü düzeltirken; Erdem'in gece vardiyası olduğu bir dönemde kızların doğum günü süslerini tek başıma hazırlarken; taşındığımız ilk evde duvarı boyarken; onun sertifikasyon kursuna gidebilmesi için hafta sonu çocuklarla parkta saatler geçirirken.Leyal albüm sayfalarını yavaşça çevirdi. Yüzündeki ifade savunmadan sessiz bir düşünceye dönmüştü. “Erdem,” dedi, sesi çok yükselmeden, “sen bana onun hiçbir katkısı olmadığını söylemiştin.”