Eve erken döndüm ve 10 yaşındaki kızımı

Annem ilk akşam yemek masasını hazırlarken Elvan tabakları dizmek istedi. Üç tabak çıkardıktan sonra durdu. “Anneanne, hangisi senin?” “Sen hangisini istersen onu alabilirim,” dedi annem. Elvan en büyük tabağı ona uzattı. Annem teşekkür edip tabağı yerine koydu. Sonra hep birlikte yemek yedik. Kimse oturacağı yeri hak etmek zorunda değildi. Elvan'ın babasını da aradım. Aramızdaki evlilik yıllar önce sona ermişti ama kızımız söz konusu olduğunda birbirimizi dinlemeye çalışırdık. Olanları anlatırken sesim birkaç kez titredi. Beni suçlamadı; Elvan'ın yanında kendisiyle ilgili olumsuz yorumlar yapılmamasına ve bundan sonra nasıl destek olabileceğine odaklandı. Görüntülü konuşmalarını biraz daha düzenli hâle getirdiler. Babası, Elvan'ın anlattıklarını aceleyle sorgulamak yerine onunla kitaplar, okul ve günlük hayat hakkında konuştu. Bir görüşmede birlikte aynı kitabı okumaya karar verdiler. Her pazar birkaç sayfa hakkında sohbet ediyorlardı. İlk zamanlar kızım görüşme biter bitmez telefonunu bırakıyordu. Bir ay sonra babasına kendi yaptığı resimleri göstermeye başladı. O küçük değişiklik bile değerliydi. Ulaş ise mesaj göndermeyi sürdürüyordu. Önce kızgın, sonra kırgın bir dille yazdı. Üç yıllık ilişkimizin bir yanlış anlaşılmayla bittiğini, Elvan'ın büyüdüğünde bundan utanacağını iddia etti. Bir mesajında, “Bir çocuğun sözünü benimkinden önemli tutarak bana büyük haksızlık yaptın,” diyordu.Birkaç gün cevap vermedim. Sonunda iletişimimizin yalnızca kalan eşyalarının teslimi ve ortak harcamaların kapatılmasıyla sınırlı olacağını bildirdim. Kızıma yönelik davranışlarının sorumluluğunu ona yükleyemeyeceğini de açıkça yazdım. “Onun yüzünden ilişkimizi kaybettik,” diye cevap verdi. “O bir ilişkiyi bitirmedi,” yazdım. “Yetişkinler olarak verdiğimiz kararlardan biz sorumluyuz. Elvan'ın onurunu geri kazanmak zorunda olduğu bir düzeni kabul etmeyeceğim.” Sonrasında tartışmaya devam etmedim. Eşyalarını annem yanımdayken alması için bir zaman belirledik. Geldiğinde Elvan babasıyla görüntülü konuşmak üzere anneannesinin evindeydi. Teslim sırasında geçmişimizi konuşmak istedi ama bunu kabul etmedim. Kalan birkaç kutusunu arabasına taşıdı ve ayrıldı. Kapı kapandığında zafer kazanmış gibi hissetmedim. Yalnızca yorulmuştum. Yine de ilk kez hayatımızın yönünü başkasının tepkisinden korkmadan belirleyebileceğimi hissettim. Kasım geldiğinde Elvan'ın okulundaki öğretmeniyle görüştüm. Kızımın özel hayatını gereksiz yere açmadan, son dönemde evde zorlayıcı değişiklikler yaşadığımızı ve sosyal açıdan biraz daha desteklenmesinin iyi olabileceğini anlattım. Öğretmeni, Elvan'ın sınıfta sessiz kaldığını fakat son haftalarda grup çalışmalarına daha fazla katıldığını söyledi. Bir gün okuldan dönerken çantasından katlanmış bir kâğıt çıkardı. Üzerinde rengârenk yıldızlar vardı. Sınıf arkadaşı Duru'yla birlikte yaptıkları bir resimdi.“Duru benimle teneffüste oturdu,” dedi. “Güzel vakit geçirdiniz mi?” “Evet. Bir de benim silgimi kullanmak için sordu.” Bunun neden özellikle önemli olduğunu daha sonra anladım. Elvan, birinin eşyalarına saygı göstermesini ve önce izin istemesini fark ediyordu. Kendi sınırlarının da önemli olduğunu yavaş yavaş öğreniyordu. Aralık ayında Elvan ilk kez kendi isteğiyle bir arkadaşını eve davet etmek istedi. Duru'nun annesiyle görüştüm ve uygun bir cumartesi öğleden sonrasında buluşmalarını kararlaştırdık. Elvan bütün sabah heyecanla odasını topladı. Sonra mutfağa gelip, “Duru burada yemek yiyebilir mi?” diye sordu. “Elbette. Annesi de uygun olduğunu söyledi.” Bir an duraksadı. “Peki istediği sandalyeye oturabilir mi?” Bu sorunun artık beni şaşırtmamasına üzüldüm. Ama yüzüme bunu yansıtmadım. “Evet, istediği boş sandalyeyi seçebilir.” Elvan gülümsedi. Sonra masasının üzerindeki renkli peçeteleri getirip sofraya koydu. O cumartesi peynirli makarna yaptık. Kızlar öğleden sonra birlikte resim çizmiş, salonun zeminine oyuncaklarından küçük bir şehir kurmuşlardı. Yemek hazır olunca Duru ellerini yıkadı ve masaya doğru yürüdü.Elvan'ın bir an durduğunu gördüm. Yüzündeki heyecan yerini kısa bir tereddüde bırakmıştı. Sanki eski bir kuralın hâlâ geçerli olup olmadığını düşünüyordu. Sonra Duru'ya döndü. “İstediğin yere oturabilirsin,” dedi. Duru pencere kenarındaki sandalyeyi seçti. Elvan ise hiçbir şey sormadan her zamanki sandalyesine yerleşti. Tabağını önüne çekti, arkadaşına su uzattı ve okulda yaptıkları komik bir etkinliği anlatmaya başladı. O an konuşmalarını dinlerken gözlerim doldu. Başımı çevirdim çünkü sıradan bir öğle yemeğini duygusal bir törene dönüştürmek istemiyordum. Kızım sadece arkadaşıyla makarna yiyordu. Her çocuğun yaşayabilmesi gereken kadar basit bir andı bu. O akşam Duru gittikten sonra Elvan masayı toplamama yardım etti. Tabakları mutfağa taşıdık, bardakları yerleştirdik. Tam ışığı kapatacakken kolumu tuttu. “Anne, bugün çok güzeldi,” dedi. “Benim için de.” “Duru yine gelebilir mi?” “Tabii ki gelebilir.” Bana sarıldıktan sonra odasına koştu. Birkaç dakika sonra kahkahasını duydum; babasına telefon açmış, Duru'yla yaptıkları oyuncak şehrin hikâyesini anlatıyordu.Kış ilerledikçe hayatımız kusursuz hâle gelmedi. Elvan'ın bazen tedirgin olduğu günler vardı. Uzman görüşmelerimiz sürüyordu. Ben de kendi suçluluk duygumla baş etmek ve kızımı daha iyi dinlemeyi öğrenmek için destek almaya başladım. Fakat artık sorunlarımızı birbirimizden saklamıyorduk. Şubat ayında bir zamanlar düğün günümüz olarak düşündüğüm tarihin takvimimde belirdiğini gördüm. Uzun süre ekrana baktım. Sonra telefonu bıraktım, mutfağa geçtim. Elvan masada ödevini yapıyordu. Beni görünce defterini gösterdi ve bir soruyu birlikte çözmek istediğini söyledi. Yanına oturdum. Dışarıda yağmur yağıyordu. Mutfakta çay kokusu vardı. Bir soruyu yanlış çözdüğümüzde ikimiz de güldük, sonra yeniden denedik. O gün fark ettim ki mutluluk bazen büyük bir başlangıç yapmak değil, sıradan bir akşamı korkmadan geçirebilmekmiş. Kızım artık sofraya oturmadan önce izin istemiyordu. Ben de onun sessizliğini rahatlık sanmak yerine gerçekten nasıl hissettiğini soruyordum. Bir zamanlar geleceğimi bir düğün tarihiyle ölçüyordum. Şimdi ise evimizin kapısından içeri giren herkesin kendisini güvende hissetmesini istiyorum. Çünkü verdiğim en önemli söz bir nikâh masasında söylenecek söz değildi. Kızımın yanında olacağıma dair yıllar önce verdiğim sözdü. Ve sonunda o sözü her gün, küçük ama gerçek davranışlarla tutmayı öğreniyordum.