Her ay aynı gün, içimde bir gerginlik hissetmeye başlardım

“Biliyorum, yanlış yaptım.” “Hayır Ercan. Sen yanlış yaptığını şimdi söyleyebiliyorsun. Ama ben o yılların her gününü yaşadım.” Derya sessizce yerinden kalktı. “Belgeleri incelemeniz için sizi biraz yalnız bırakayım.” Kapı kapanınca Ercan bana döndü. “Emekli olmadan önce ne konuştuğumuzu hatırlıyor musun?” “Hangi konuşmayı?” “Bir gün kendi paranla küçük bir ev almak istediğini söylemiştin. Denize yakın, balkonu çiçeklerle dolu bir ev.” Hatırlıyordum. Yıllar önce yaz tatilinde Ayvalık'a gitmiştik. Sahile yakın bir sokakta, cumbalı pencereleri olan eski bir eve bakıp hayal kurmuştum. “Bir gün burada yaşamak isterdim,” demiştim. Ama bu, sıradan bir hayaldi. Birkaç dakika sonra başka şeylerden konuşmuştuk. Ercan devam etti. “O gün söylediğini hiç unutmadım. Emekli olduğunda paranı biriktirirsek bir gün böyle bir yer alabileceğimizi düşündüm. Benim emekli maaşımla geçinebiliyorduk. Seninkini harcamadan saklamak istedim.” “Peki neden bana söylemedin?” “Seni şaşırtmak istedim. Sonra birikim büyüdükçe hedefe yaklaştığımızı gördüm. Söylemek için doğru zamanı bekledim.” “Ben sana defalarca kendi param olsun dedim.” “Evet.” “O zaman neden durmadın?” Ercan gözlerini kaldırdı. İlk kez cevabının olmadığını gördüm. “Çünkü kendi kararımın doğru olduğuna öylesine inanmıştım ki senin ne hissettiğini dinlemedim.” Söyledikleri beklediğimden ağır geldi. Bankanın önüne geldiğimizde kocamın yıllardır gizli borçları olduğunu öğrenmekten korkmuştum. Şimdi karşımdaki gerçek bambaşkaydı. Para kaybolmamıştı. Ama benim söz hakkım kaybolmuştu. “Bu hesabın sahibi sensin,” dedim. “Evet.” “Yani bana ait maaşlarla biriktirdiğin parayı çekmek istesem senden izin almam gerekecek.” Bir süre sustu. “Haklısın.” “Ben bunu istemiyorum Ercan.” Derya'yı yeniden çağırdık. Ercan birikimin tamamını bana devretmek istediğini söyledi. Derya, bunun tek bir imzayla yapılabilecek basit bir isim değişikliği olmadığını anlattı. Mevcut vadeli hesapların koşullarının incelenmesi, varsa erken kapatma sonuçlarının hesaplanması ve uygun transfer işlemlerinin yapılması gerekiyordu. Ben de kendi adıma yeni bir hesap açtırabileceğimi öğrendim. “İşlemleri kendi isteğinizle yapıyorsanız hangi tutarın nereye aktarılacağına birlikte karar verebilirsiniz,” dedi Derya. Ercan bana baktı. “Bütün birikim senin. Nasıl istersen öyle yapalım.” “Önce hepsinin ayrıntılı dökümünü istiyorum.” “Tabii.” “Ayrıca bundan sonra emekli maaşım doğrudan kendi banka hesabıma yatacak.” Ercan hiç itiraz etmedi. “O da öyle olacak.” O gün bankadan yalnızca belgelerle çıktık. Birikimin aktarımı için gerekli işlemleri başlattık fakat ben acele etmek istemedim. Hesap hareketlerini bağımsız bir mali müşavire de gösterecektim. Ercan, arabaya yürürken sessizdi. Eve dönerken radyoyu açmadık. Bir kavşakta kırmızı ışığa yakalandığımızda bana döndü. “Güzin, sen ağlayacaksın diye düşünmemiştim.” “Ağlamadım henüz.” “Biliyorum. Ama gözlerin doldu.” Camdan dışarı baktım. “Ben senin paranı aldığını düşünerek korktum. Şimdi de beni bu kadar az tanıdığına üzülüyorum.” Ercan başını öne eğdi. “Özür dilerim.” Bütün evliliğimiz boyunca pek çok kez bu sözü duymuştum. Ama ilk defa özrünün ardından açıklama yapmaya çalışmadı. O akşam Fulya'yı aradım. “Anne, sesin tuhaf geliyor. Bir şey mi oldu?” “Yarın bize gelir misin? Babanla ilgili konuşmak istediğim bir şey var.” Ertesi gün Fulya salonda bizi karşılıklı otururken buldu. Banka belgelerini masaya dizmiştim. Olanları başından sonuna anlattım. Fulya önce şaşırdı. Sonra babasına döndü. “Baba, annemin maaşını yıllarca sen mi aldın?” Ercan başını salladı. “Biriktirdim.” “Ben nedenini sormadım. Annem neden soramadı, onu düşünüyorum.” Bu söz odadaki havayı değiştirdi. Kızımın gözleri dolmuştu. “Anne, bana neden söylemedin?” “Utanıyordum.” Fulya yanıma oturdu. “Utanması gereken sen değilsin.” Ercan derin bir nefes aldı. “İkiniz de haklısınız. Birikim yapmak istediğim için yaptıklarımı doğru sanmışım. Ama Güzin'e sormadan onun hayatıyla ilgili karar vermişim.” Fulya babasına uzun süre baktı. “Öyleyse artık bunu sözle değil, davranışlarınla düzeltmelisin.” Sonraki haftalarda değişim yavaş yavaş başladı. Mali müşavir kayıtları inceledi. Ercan'ın anlattığı birikimle hesap hareketlerinin uyumlu olduğunu doğruladı. Vadelerin sona ermesini beklememiz gereken tutarlar için bir takvim hazırladık. Banka işlemleri tamamlandıkça paranın benim adıma açılmış hesaplara aktarılmasını sağladık. Ercan bana bütün hesap bilgilerini verdi. Kendi maaşım için de bankadan doğrudan ödeme düzenlemesini yaptım. İlk kez telefonuma kendi hesabımla ilgili bir bildirim geldiğinde mutfakta tek başımaydım. Ekranda emekli maaşımın yatırıldığı yazıyordu. Küçücük bir mesajdı. Ama elim titredi. Yıllardır bana ait olduğunu bildiğim bir şey, sonunda gerçekten benim kontrolümdeydi. O öğleden sonra Nükhet'i aradım. “Birlikte çarşıya gidelim mi?” Şaşırdı. “Tabii. Bir şey mi alacaksın?” “Belki bir eşarp.” Aynı mağazaya girdik. O gün gördüğümüz eşarp hâlâ vitrinde duruyordu. Pembe ve lacivert desenleri vardı. Nükhet onu elime verdi. “Bak, yine sana ne kadar yakıştı.” Bu kez fiyat etiketini gördüğümde geri bırakmadım. Kasaya gittim, kartımı çıkardım ve ödemeyi kendim yaptım. Nükhet mağazadan çıktığımızda koluma girdi. “Ne kadar mutlusun Güzin.” Gülümsedim. “Eşarp yüzünden değil.” “Biliyorum.” O akşam eve döndüğümde Ercan salondaydı. Yeni eşarbı görünce gülümsedi. “Çok güzelmiş.” “Ben aldım.” “Yakışmış.” Bir an ona baktım. Eskiden olsa hemen fiyatını sorar, neden aldığımı öğrenmeye çalışırdı. Şimdi yalnızca sevindiğimi görüyordu. Bir hafta sonra Ercan önüme bir emlak ilanı koydu. Ayvalık'ta küçük, iki odalı bir evdi. Balkonunda begonviller vardı. Fotoğrafları görünce yıllar önce kurduğum hayali hatırladım. “Buna bakmanı istedim,” dedi. “Sen mi seçtin?” “Bir seçenek olarak buldum. Ama istemiyorsan bakmayız bile.” İlanı uzun süre inceledim. Sonra kâğıdı masaya bıraktım. “Güzel bir ev. Ama şimdilik satın almak istemiyorum.” Ercan şaşırdı. “Neden?” “Çünkü önce kendi paramla neler yapmak istediğimi düşünmek istiyorum. Belki seyahat ederim. Belki Fulya'yla birkaç gün tatile giderim. Belki de hiçbir şey yapmam.” Başını salladı. “Olur.” “Üzüldün mü?” “Biraz. Hayalini gerçekleştirdiğini görmek istiyordum.” “Elbette bir gün o evi isteyebilirim. Ama kararın bana ait olmasını istiyorum.” Ercan elini masanın üzerine koydu. “Anladım.” Bu kez o söze inanmak istedim. Yine de güvenin tek bir konuşmayla geri gelmeyeceğini biliyordum. Aylar geçti. Ev giderlerini birlikte planlamaya başladık. İkimizin de katkıda bulunduğu ortak bir hesap oluşturduk. Kişisel hesaplarımız ayrı kaldı. Başlangıçta Ercan alışkanlıklarını değiştirmekte zorlandı. Markete giderken ne kadar para harcayacağımı sorduğunda yüzüne baktım. “Bilmek istediğin için mi soruyorsun, yoksa karar vermek için mi?” Bir an düşündü. “Eski alışkanlık.” “Öyleyse değiştirelim.” Ve değiştirdik. Evliliğimizin kırkıncı yılında Fulya bize küçük bir akşam yemeği hazırladı. Masada yalnızca üçümüz vardık. Pasta kesildikten sonra kızım eski fotoğraf albümümüzü getirdi. Gençlik fotoğraflarımıza bakarken Ercan bir karede durdu. Yirmili yaşlarımızdaydık. Ben çiçekli bir elbise giymiştim, o da kareli gömlek. “Bu fotoğrafı hatırlıyor musun?” diye sordu. “Tabii. İlk kiralık evimizde çekilmişti.” “Sen o zaman da kendi paranı kazanıyordun.” “Evet.” “Ve hayatımızla ilgili kararları birlikte verirdik.” Gözleri doldu. “Bir ara bunu nasıl unuttuğumu bilmiyorum.” Fulya sessizce odadan çıktı. Ercan elimi tuttu. “Güzin, sana güzel bir hediye hazırladığımı sanıyordum. Oysa yıllarca senden çok daha değerli bir şeyi almışım.” “Neyi?” “Kendi hayatın üzerinde söz sahibi olma hakkını.” Boğazım düğümlendi. “Benim senden istediğim hiçbir zaman zenginlik değildi Ercan. Bir gün cebimde param olsun, canımın istediğini alayım, kimseye açıklama yapmak zorunda kalmayayım istedim.” “Biliyorum. Artık gerçekten biliyorum.” O anda gözyaşlarımı tutamadım. Ercan da ağlıyordu. Ama beni ağlatan yalnızca özrü değildi. Son aylarda verdiği sözleri tutması, kararlarıma karışmaması ve sonunda beni dinlemeyi öğrenmesi de bu gözyaşlarının içindeydi. Bir süre sonra Fulya geri geldi. Üçümüz birlikte eski fotoğraflara baktık. Gecenin sonunda Ercan bana küçük bir kutu uzattı. İçinden bir çift gümüş küpe çıktı. “Bunu kendi paramla aldım,” dedi. “Ama beğenmezsen değiştirebilirsin. Fişi de içinde.” İkimiz de güldük. “Çok güzel,” dedim. “Bu kez gerçekten benim istediğim gibi.” Ertesi sabah yeni eşarbımı boynuma bağladım, küpelerimi taktım ve yürüyüşe çıktım. Dönüşte bir çiçekçiye uğrayıp kendime küçük bir menekşe aldım. Eve geldiğimde Ercan pencerenin önünde gazetesini okuyordu. “Ne aldın?” diye sordu. “Menekşe.” “Çok güzelmiş.” Saksıyı pencerenin önüne yerleştirdim. “Fiyatını sormayacak mısın?” Gülümsedi. “Hayır. Sen beğendiysen yeter.” O gün, yıllar sonra ilk kez, sıradan bir sabahın ne kadar huzurlu olabileceğini hissettim. Çünkü mutluluğumun sebebi bankadaki büyük birikim değildi. Paranın nereye gideceğine kendim karar verebilmekti. Ve daha da önemlisi, artık evimde yalnızca korunan biri değil, sözü dinlenen, seçimlerine saygı duyulan bir insandım. Ercan'la evliliğimiz devam etti. Kırılan güvenin onarılması zaman aldı. Ama artık hiçbir şeyi sessizlikle örtmüyorduk. Bir yıl sonra Ayvalık'a gittik. Begonvilli evin önünden geçerken Ercan bana baktı. “İstersen içeriyi görebiliriz.” Koluna girdim. “Bugün değil. Önce sahilde yürüyelim.” Ve ilk kez, hiçbirimizin acele etmediği bir geleceğe doğru birlikte yürüdük.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.