Her bakıcı yaşlı kadının sırtını

Yaşlı kadın, üç yıl boyunca her bakıcı sırtını yıkamaya çalıştığında çığlık atıyordu: “Sırtıma dokunma!” Oğlu ise onun akıl sağlığını kaybettiğini iddia edip psikiyatri servisine kapatılması için uğraşıyordu. Ancak hastaneye gönderilmesine yalnızca 72 saat kala genç bir bakıcı güvenini kazandı. Sırtını nazikçe yıkamaya başladığı anda yaşlı kadın birden donup kaldı.HİKAYENİN TAMAMI: Nadide başını hafifçe çevirip fısıldadı: “Kızım… şimdi sana neden kırk yıldır kimsenin sırtıma dokunmasına izin vermediğimi anlatacağım.” Melis birkaç saniye boyunca konuşamadı. Gözleri yaşlı kadının sırtındaki izlerde geziniyordu. Bazıları ince ve soluk çizgiler halindeydi, bazılarıysa derinin üzerinde hâlâ belirgin şekilde duruyordu. Bunlar tek bir gecede oluşmuş yaralar değildi. Bir insanın yıllarca taşıdığı, her aynaya baktığında hatırladığı ve başkalarından saklamak için hayatı boyunca uğraştığı bir geçmişin izleriydi. Nadide yavaşça yatağın kenarına oturdu. Hırkasını kapatmadı. Sanki artık saklamanın hiçbir anlamı kalmamıştı. Melis yanına çömeldiğinde yaşlı kadın uzun süre yere baktı.“Bora sana benim deli olduğumu söyledi, değil mi?” Melis cevap vermedi. Nadide acı bir tebessümle başını salladı. “Söylemesine gerek yok. Üç yıldır buradaki herkesin gözlerinde aynı şeyi görüyorum. Hafızam yerinde, aklım yerinde. Ama sırtımı yıkatmadığım için herkes beni korkmuş, paranoyak ve dengesiz sanıyor.” Melis yavaşça, “Bora neden sizi hastaneye göndermek istiyor?” diye sordu. Nadide derin bir nefes aldı. “Çünkü beni susturmak istiyor.” Odanın sessizliği ağırlaştı. Nadide yatağın altından küçük, kahverengi bir kutu çıkardı. Kutunun üzerinde yılların bıraktığı çizikler vardı. Anahtarını boynunda taşıdığı zincirden çıkardı ve kutuyu açtı. İçinden eski fotoğraflar, sararmış gazete kupürleri, birkaç resmi belge ve küçük bir kaset çıktı. Melis şaşkınlıkla baktı. “Bunlar ne?” Nadide fotoğraflardan birini eline aldı. Fotoğrafta genç bir kadın vardı. Kadının yüzü Nadide’ye benziyordu ama çok daha gençti. Üzerinde beyaz bir hemşire önlüğü bulunuyordu. “Kırk üç yıl önce hastanede çalışıyordum.” Nadide’nin sesi titremeye başladı. “Babanınla yeni evlenmiştik. Çok gençtim. Ona âşıktım. Sonra onun çalıştığı şirketle ilgili bazı şeyler öğrenmeye başladım. İnsanların hesaplarından para kayboluyordu. Şirketin bazı çalışanları tehdit ediliyordu. Birkaç kişi aniden işten ayrıldı. Ben önce bunun sıradan bir yolsuzluk olduğunu düşündüm.” Melis kutudaki belgelere baktı. “Sonra ne oldu?” Nadide gözlerini kapattı.“Gerçeği öğrendim.” O günlerde Nadide’nin kocası, büyük bir şirketin hukuk departmanında çalışıyordu. Şirketin yöneticileri, çalışanların ve müşterilerin kişisel bilgilerini gizlice satıyor, bazı insanların banka hesapları üzerinden para aktarıyorlardı. Nadide bunu fark ettiğinde kocasına anlatmıştı. Fakat kocası onu korumak yerine şirketin tarafını tutmuştu. “Bana susmamı söyledi. Ben de korktum. Ama susmadım.” Nadide parmaklarını sıktı. “Belgelerin kopyalarını çıkardım. Bir arkadaşım aracılığıyla savcılığa ulaştıracaktım. Fakat beni takip etmeye başladılar. Bir gece eve döndüğümde kocam beni bekliyordu.” Melis’in gözleri doldu. Nadide devam etti: “O gece beni öldürmek istemedi. En azından öyle düşündüğünü söyledi. Sadece belgelerin nerede olduğunu öğrenmek istedi. Söylemeyince…” Sözünün devamını getiremedi. Melis yaşlı kadının sırtına baktı. Cevabı zaten anlamıştı. “Bu izleri o mu yaptı?” Nadide başını eğdi. “Evet.” Melis’in gözleri doldu. Yıllardır insanların karşısında saklanan o korkunç izlerin arkasında tek bir olay değil, bir kadının susturulmaya çalışıldığı uzun bir hikâye vardı. Nadide, “O gece beni bodrumda saatlerce tuttu,” dedi. “Sonunda belgelerin bende olmadığını düşündü. Çünkü asıl kopyaları başka bir yere saklamıştım.” Melis kutudaki kaseti gösterdi.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.