Henüz yirmi dört yaşında
2. BÖLÜM: “Baban ölmeden önce bana tek bir şey emanet etti.” Kuzey’in bu sözleriyle birlikte arabanın içindeki bütün sesler sanki bir anda kesildi. Dışarıda yağmur camlara vuruyor, silecekler karanlığı düzenli aralıklarla ikiye bölüyordu. Ben ise elimde tuttuğum eski fotoğrafa bakıyordum. Fotoğrafta babam gençti. Yanında Kuzey vardı. Ama o fotoğrafı asıl farklı yapan, köşede duran küçük kızdı. Bendim. Üstelik fotoğrafın arkasına babamın el yazısıyla bir tarih atılmıştı. Babam öldüğünde henüz on yaşındaydım ve o günü hatırladığım tek şey, evimizin koridorunda yükselen ağlama sesleriydi. “Babam sizi nereden tanıyordu?” diye sordum. Kuzey birkaç saniye cevap vermedi. Sonra derin bir nefes aldı. “Babanla yıllarca iş yaptık. Ama ortaklığımız sadece ticari değildi. O, Jale’nin gerçek yüzünü öğrendiğinde bazı şeylerin kontrolden çıkacağını anlamıştı. Sana güvenebileceği birinin yanında olması gerektiğini düşündü.”İçimde bir şey koptu. “Beni korumak için neden yıllarca hiçbir şey yapmadınız?” “Çünkü baban bana açıkça beklememi söyledi. Jale seni benden uzak tutmak için her yolu denedi. Seni korkutursam ya da erken ortaya çıkarsam, seni başka bir yere götürebileceğini biliyorduk. Bu yüzden uzaktan izledim.” “Beni izlediniz mi?” “Güvende olup olmadığını kontrol ettim.” Bu cevap bile beni rahatlatmaya yetmedi. Aksine kafam daha çok karışmıştı. Çünkü yıllardır hayatımın en büyük düşmanının Jale olduğunu düşünüyordum. Şimdi ise onun da benden sakladığı çok daha büyük bir sır olduğunu öğreniyordum. Kuzey telefonundan bir adres açtı. “Buraya gideceğiz.” Şehrin dışında, denize bakan eski bir evdi. Yaklaşık kırk dakika sonra oraya vardığımızda yağmur hâlâ devam ediyordu. Ev yıllardır kullanılmıyormuş gibi görünüyordu. Kuzey kapıyı açtı ve beni doğrudan çalışma odasına götürdü. Duvarın önündeki eski kitaplığın bir bölümünü çektiğinde arkasında küçük bir kasa ortaya çıktı. Kalbim hızlandı. “Babanın bana bıraktığı şey burada.” Kasanın kapağı açıldığında içinden eski bir saat, birkaç mektup ve küçük bir anahtar çıktı. Mektupların üzerinde benim adım yazıyordu. Parmaklarım titreyerek ilk zarfı açtım. Babamın el yazısını görünce gözlerim doldu. “Sevgili kızım,” diye başlıyordu mektup. “Eğer bu mektubu okuyorsan, bazı gerçekleri öğrenmenin zamanı gelmiştir.” Nefesimi tuttum ve okumaya devam ettim. Babam, şirketin iflasın eşiğine gelmesinin ekonomik krizle ilgisi olmadığını anlatıyordu. Jale’nin, şirketin parasını yıllardır kendi ailesinin kontrolündeki şirketlere aktardığını fark etmişti. Ancak onu hemen suçlamak yerine delil toplamaya başlamıştı. En büyük korkusu ise Jale’nin yalnızca parayı değil, şirket üzerindeki kontrolü tamamen ele geçirmek istemesiydi.Ama asıl şok edici bölüm son sayfadaydı. “Jale’nin seni neden kontrol altında tuttuğunu bir gün mutlaka anlayacaksın. Çünkü sen sadece benim kızım değilsin. Şirketin geleceği konusunda sandığından çok daha büyük bir hakkın var. Ancak bunu öğrenirlerse seni kullanmaya çalışacaklar. Bu yüzden sana gerçeği anlatmak için doğru zamanı bekledim.” Mektubu elimden düşürdüm. “Ne hakkından bahsediyor?” Kuzey masanın üzerindeki küçük anahtarı gösterdi. “Bunu açınca anlayacaksın.” Anahtar, evin altındaki eski bir kasanın kilidine uyuyordu. Kasanın içinden şirketin kuruluşuyla ilgili belgeler, eski ortaklık kayıtları ve babamın imzaladığı bir vasiyet çıktı. Belgeleri incelerken gerçeği yavaş yavaş anladım. Babam, şirketin belirli hisselerini benim adıma ayırmıştı. Fakat ben reşit olana kadar hisselerin yönetimini geçici olarak Jale’ye bırakmıştı. Yani yıllardır Jale’nin sahip olduğunu düşündüğü gücün önemli bir bölümü aslında bana aitti. “Bu yüzden mi beni Rıza’ya vermeye çalıştı?” Kuzey başını salladı. “Rıza’nın şirketine geçecek hisseler senin kontrolündeydi. Jale seni evlendirmeye ikna ederek hem seni kontrol altında tutacak hem de şirket üzerindeki etkisini sürdürecekti.” Bir anda o yemek masasındaki sözleri hatırladım. “Yüzde on sekiz oy hakkına sahip hisselerini Rıza Bey’e devret…” Jale bunu boşuna söylememişti. Beni sadece bir evlilik anlaşmasının parçası yapmaya çalışmıyordu. Şirketin kontrolünü elimden almak istiyordu. Fakat hâlâ bir soru vardı. “Peki sen neden Arslan Holding’in borçlarını satın aldın?”