İhanet, Ada ve İntikam
İskele uzaklarda kaybolurken telefonum, tuttuğum özel dedektiften gelen bir mesajla titredi. “Kerem ve Pelin’in geçen ay o butik otele birlikte giriş yaparken çekilmiş fotoğrafları elimde, ayrıca çok daha kötü bir şey var,” diyordu mesajda. Meğerse benim firmamdan sahte belgeler kullanarak önemli bir ticari mülkü Pelin’in üzerine geçirmeye de teşebbüs etmişti. İhanet artık sadece duygusal değildi; kurumsal bir hırsızlık suçuydu. Denizin tuzlu havasını içime çektim ve benim sırtımdan inşa ettiği dünyasının başına yıkılmak üzere olduğunu fark ettim. Korumalı bir sitedeki malikanemize vardığımda, içeri kederli bir eş olarak girmedim. Oraya mülkün tek sahibi ve tüm gücü elinde tutan kadın olarak girdim. Üzerime şık beyaz bir takım elbise geçirdim ve baş avukatımı arayıp mülk için özel güvenlik istedim. Ardından çalışanlara Kerem’in tüm eşyalarını kutulara koymalarını ve bahçe kapısının önüne düzgünce yerleştirmelerini söyledim. İki saat sonra Kerem, üstü başı dağılmış, pahalı keten gömleği terden sırılsıklam bir halde taksiyle geldi. Arkadan başka bir arabayla ailesi de geldi ama Pelin’in ortalarda olmadığını fark ettim. Kerem demir kapıya koştu ve kapıyı öfkeyle sallamaya başladı. “Hemen aç şu kapıyı Leyla! Burası benim evim ve beni dışarıda tutmaya hakkın yok!” diye bağırdı. Elimde kalın siyah bir dosya ile yavaşça bahçe yolundan aşağı yürüdim. “Aslında Kerem, bu ev biz tanışmadan çok önce kurulmuş bir holding şirketine ait,” dedim sakince. Ona, imzaladığı yasal belgeleri hiçbir zaman okuma zahmetine girmediğini hatırlattım. Meral Hanım öne atıldı ve parmaklıkların arasından parmağını salladı. “Nankör çocuk! Oğlum sana prestijli soyadını ve cemiyette bir yer verdikten sonra yaptığına bak!” diye tısladı. Hiç tereddüt etmeden gözlerinin içine baktım. “Oğlunuzun bana verdiği tek şey borç listesiydi; ben ise ona asla kazanamayacağı lüks bir hayat verdim,” diye cevap verdim. Gerçekler üzerine çökerken Kerem yutkunmakta zorlandı. Parmaklıkların arasından uzanıp dosyayı ayaklarının dibine bıraktım. İçinden, onun ve Pelin’in şehrin farklı yerlerindeki uygunsuz durumlarını gösteren fotoğraflar döküldü. Banka ekstreleri ve sahte mülk belgeleri rüzgarda uçuşarak onları takip etti. Adnan Bey utançla başını eğerken, Meral Hanım hayatında ilk kez nutku tutulmuş halde öylece durdu. Güvenlik görevlisine işaret vererek, “Bundan sonrası için iki çok basit seçeneğin var Kerem,” dedim. “Ya boşanma kağıtlarını zorluk çıkarmadan imzalar ve zimmetine geçirdiğin her kuruşu iade edersin ya da yarın sabah dolandırıcılık ve sahtecilikten resmi şikayette bulunurum.” Kerem’in dizlerinin bağı çözüldü ve yere çöktü. “Leyla, lütfen dinle beni, sadece kafam karışıktı ve Pelin’in benim için hiçbir anlamı yok,” diye yalvardı. Tam o anda telefonu yüksek sesle çınladı. Pelin’den gelen bir mesajdı: “Hiçbir şeye sahip olmadığını yeni öğrendim, o yüzden beni boşuna arama çünkü seninle birlikte batmaya niyetim yok.” Kerem, son maskesi de düşmüş gibi gözlerini kapattı. Hiçbir sevinç hissetmedim ama acıma da duymadım. Sadece onun hakaretlerinin olduğu yerde artık sessiz bir huzur vardı. Bir hafta sonra, başlangıçta planladığım o tatile tek başıma çıktım. Ada tam söz verildiği kadar güzeldi; beyaz kumlar ve turkuaz sular uçsuz bucaksız uzanıyordu. Günlerimi, kimseye hizmet etmeden ya da tek bir eleştiri dinlemeden kumsalda çıplak ayak yürüyerek geçirdim. Seyahat acentesi, olaya tanık olduktan sonra geziyi yeniden aktif hale getirmem için bana indirim bile teklif etti. Üçüncü akşam, güneşin ufuk çizgisinde batışını izlerken avukatım son onayı gönderdi. Kerem her şeyi imzalamış, paraları iade etmeyi kabul etmiş ve varlıklarım üzerindeki tüm haklarından feragat etmişti. Meral Hanım aramayı bırakmış, Pelin ise şehirden tamamen kaybolmuştu. Uzun zamandır ilk kez, telefonumun çalması içimi korkuyla doldurmadı. Aylar sonra, ortak bir tanıdıktan Kerem’in küçük bir kasabada, ufak bir sigorta ofisinde çalıştığını duydum. Düşüşüne gülmedim ama üzüntü de hissetmedim. Sadece birçok insanın çok geç öğrendiği bir dersi anladım. Bu dünyada seni gerçekten sevmeyen, sadece senden alabileceklerini seven insanlar vardı. Telefonumu kapattım, uçsuz bucaksız denize baktım ve kendime gülümsemek için izin verdim. Herkes benim zengin ve güçlü bir adamın hizmetçisi olduğumu varsaymıştı. İmparatorluğu kuranın, ada parasını ödeyenin ve en başından beri anahtarı elinde tutanın ben olduğumu unutmuşlardı.