İkinci Şansın Anahtarı

1. Bölüm — Giriş İnsanlar sık sık neden hayatıma bir eş almadığımı sorar. Cevabı kısa ve kesindir: Hayat kendi planını yaptı; ben de ona uydum. Onlar doğduğunda ben yirmi altı yaşındaydım. Ağabeyim Kerem ve eşi Aylin bir akşam trafik kazasında aramızdan ayrıldılar. Cenaze töreni sonrası evimize odun gibi oturmuş iki küçük beden, iki çift ürkek göz kaldı: Mert ve Onur. Beş yaşındaydılar. Sonra herkesin beklediği oldu; ‘Başka biri bakar’ dediler. Ama işte, başka biri bakmadı. O gün, tabutların gölgesinde bir karar verdim. Kendi içinde küçüklüğü ve korkuyu saklayan bu iki çocuğu bırakamazdım. Vasisi oldum. Başlangıçta bunun geçici bir şey olduğunu düşündüm; bir dönem, bir sorumluluk, sonra hayat normale dönecek. Fakat ‘geçici’ sözcüğü hızla kayboldu. İlk gece evde dayanılmaz bir sessizlik vardı. Oyuncaklar yatakta dağınık, çocukların nefesleri küçük ve düzensizdi. Onur benim omzumdan uyurken, Mert bacaklarıma sarılmıştı. O an anladım: Benim hayatım artık onların hayatına örülmüştü. Günler ayları, aylar yılları kovdu. Gece nöbetleri, sabah kahvaltıları, hasta olduklarında uykusuz geçen geceler ardı ardına geldi. Ödevlere koşturdum; ilkokul tiyatrolarına kostüm diktim, okul aile birliği toplantılarına katıldım. Hemşirelik sınavlarına hazırlanırken çocukları kreşte bıraktığım günlerin suçluluğunu hep içimde taşıdım. Fazla mesai yaptım; faturalar, kiralar, ayakkabılar, okul gezileri… Hesap etmek yorucuydu. Ve hayatın geri kalanını düşünmeye yer yoktu.Aşkı düşünmeyi bıraktım. İstemediğimden değil; sadece bir adım öne atacak yer kalmamıştı. Birbirine bakıp gülümseyen çiftleri gördüğümde içimde bir şey kıpraşır, ardından kendimi söndürürdüm. Oğlanlar hep öncelikliydi. İlkokuldan mezun olana kadar, lise sınavlarına hazırlanana kadar, ergenliğin dalgalarını aşana dek hep onlardan sorumluydum. Her başarılarında sonra bir sevinç, her düşüşlerinde ise bir acı yaşıyordum. Büyümeleri hızlıydı. İyi ki de böyle oldu; çünkü yetişkinliğe hazırlanan iki insan görmek, yılların biriktirdiği yorgunluğa değerdi. Yine de bazen geceleri balkona çıkar, sigara içmemek için nefesimi sayar gibi derinlere bakardım. ‘Buna değdi mi?’ diye sorar, cevap bulamazdım. Onların uyurken yüzlerindeki huzur, her şeyi göze almaya yetiyordu ama insanın içinde kalan arzular hiç sönmüyordu. Bir roman bitirip, bir şehir değiştirmek, belki bir çiçek dükkanı açmak… Hepsi ufak birer hayaldi. Hayat, bana bunları hep erteletti. Yine de kalbimde bir umut pırıltısı vardı; belki bir gün, onlar kendi ayakları üzerinde durduklarında, ben de kendi hayatımı geri alacaktım. Zaman akıp gitti. Oğlanların on sekizinci doğum günü geldi çattı. Bu, bir dönüm noktasıydı. Küçük bir ev partisinden fazlasını düşünmedim: Ev yapımı yemekler, sade bir pasta, birkaç dost, komşu, öğretmenleri. O gece herkesle şakalaşıp dua ettik. Fotoğraflar çektik; gülüştük. İçimde tuhaf ama sıcak bir huzur vardı. Artık büyük insanlar oluyorlardı. O gece akşamüstü, kimsenin fark etmediği bir an vardı: Mert ve Onur birbirlerine baktılar, sonra bana. Gözlerinde uzak bir ciddiyet sezmiştim. Konuklar gittikten sonra bana bir köşede oturmamı istediler. Ne söyleyeceklerini tahmin etmeye çalıştım. Bir teşekkür mü? Bunu kabul etmeye kalbim hazırdı. Fakat söyledikleri beni tamamen şaşırttı.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.